Indexed OCR Text
Pages 1941-1960
!. Ayrıca göz önünde bulundurulması gereken bir husus da Zehebî'nin Târîhu'l-İslâm adlı eserinden söz cderken bazan et-Târîhu'l-kebîr dediği- nin, diğer bazı escrelerin zikrinde de benzer şekilde hareket ettiğinin bi- linmesidir. Mesclâ İbn Hallikân'ın Vefeyâtü'l-atyân adlı escrine atıfta bu- lunurken ondan Târîn diye söz etmektedir.90 Bu durum karşısında Matbu Beyrut nüshasının dayanağı olan ve kapak sayfasında Marifetü'l-kurra'i'l- kibar "ale't-tabakāti ve'l-a şâr ismi yazılı bulunan Rabat nüshası ile aynı kökten geldikleri anlaşılan Köprülü ve Berlin nüshaları üzerindeki -biraz : önce sözünü ettiğimiz- değişik isimlerin, kitabın mevzuu dikkate alınarak müstensihlerce kaydedilmiş olduğu hatıra gelmektedir. 'Bütün bu bilgilerden sonra eserin adı konusunda bazı nüshalar - üzerinde görülen değişik isimlere ve Zehebî'nin ondan Tabakātü'l- kurrâ? diye söz etmesine bakarak tereddüde düşmeye: mahal bulunmadığı düşünülmektedir. İsminden de anlaşılacağı üzere Zehebî bu escrini tabakalar şeklinde tertip etmiş, sahabe neslinden (Hz. Osman'dan) başlayarak kendi asrına ; ve çağdaşlarına kadar getirmiştir.91 Matbu Beyrut nüshasıyla aynı kökten gelen nüshalarda (Köprülü, Berlin) eser 18 tabakaya bölünmüş, ancak bu nüshaların üçünde de "On Altıncı Tabaka" ile "On Sekizinci Tabaka" başlıkları arasındaki biyografilerin başına "On Yedinci Tabaka" başlığı yazılması gerekirken "İki Tabaka Arası Tabaka" başlığına yer verilmiştir. Müellifin daha sonraki yıllarda ele alıp geliştirdiği nüshaya dayanan Paris ve Beyazıt Devlet nüshalarıyla hayatının son yıllarına kadar ikmaliyle meşgul olduğu Millet nüshasında eser on yedi tabaka içinde ele alınmış, Millet nüshasının : 1 sonunda ayrıca müellifin zeyli içinde yer alan biyografilerle Afifüddin el-Matarî'nin fevaidi diye zikredilen biyografiler için "Bunlar on sekizinci tabaka ve daba sonraki nesildendir" ifadesine yer verilmiştir. 90 bk. III, 1217 (Tahkik metnimiz). 91 Zehebî'ye göre "Tabaka"nın anlamı için bk. Siyeru atâmi'n-nübelâ? (Mukaddime), I, 99-109, - 29 - İkinci Bölüm ȚABAĶĀTÜ'l-ĶURR·İ'I-KİBÂR "ALE't-TABAKĀTİ VE'I-A·ŞÂR Eserin İsmi ve Metodu: Zchebî diğer eserlerinde bu kitabından söz ederken onu Tabakātü'l- kurrâ" adıyla anmaktadır.87 Diğer taraftan İstanbul Köprülü nüshasının kapağında Tabakātü'l-kurrâ'i'l-meşhurîn ve Berlin nüshasının kapağında da sadece Tabakātü'l-ķurrā' isimleri yazılıdır. Bu neşrimizde esas aldığımız Millet nüshasının birinci varakı kopmuş olduğundan bu nüshanın taşıdığı isim hakkında bir şey söylemek imkânı yoktur.88 Müellifin kontrolünden geçmiş nüshaların kapağında ise eserin adı Matrifetü'l-kurrâ'i'l-kibâr "ale't-tabakāt ve'l-a şâr olarak kayıtlıdır ve daha sonraki yıllarda bunun değiştirilmesi için bir sebep de yoktur. Nitekim matbu Beyrut nüshasının tahkikinde esas alınan ve son sayfasında müellif hattıyla semâ kaydı bulunan Rabat nüshasında cserin adı bu şekilde belirlenmiştir. Kezâ müellif hattından talebesi Ahmed b. Muhammed b. Yahyâ b. es-Sel'ûs tarafından istinsah edilmiş olan Paris nüsahsında ve bu nüshanın paraleli olan Beyazıt nüshasında da kitap aynı adı taşımaktadır. Eserin adının Marifetü'l-kurrâ'i'l-kibar "ale't-tabakāti ve'l-a"şâr olduğunu teyid eden bir başka husus da talebelerinden Salahuddin es- Safedî'nin onun eserlerini zikrederken bizzat müellifin onu. bu şekilde adlandırdığını belirtmesidir.89 87 Misal olarak bk. Siyeru adami'n-nubela", V, 298; VI, 407; VII, 92, 336; Târîhu'l- İslâm (sene: 141-160), s. 386, 687. 88 Bu nüshalar hakkında ileride bilgi verilecektir (bk. s. 36-44). 89 bk. el-Vafi bi'l-Vefeyat, II, 163; Nektü'l-himyân, s. 242. - 28 - şahsiyetlerin biyografilerinde vefat tarihlerinin zikredilmemiş olması84 ve meselâ İbnü's-Sâiğ'in biyografisine (no: 1224) muhtemelen müstensih tarafından ve ilmî teâmüle uygun olarak yapılan böyle bir ilâveden önce el " kelimesinin kullanılmış bulunması da bunu teyit etmektedir. ·Zehebî'nin gözlerini tedricî bir şekilde kaybettiği dikkate alınırsa85 onun bu probleminin gündeme geldiği tarihle, hiçbir şey okuyup yazamayacak noktaya ulaştığı günler arasında birkaç yıl geçmiş olması tabiidir. Ve bu sürecin, onun vefatına yakın tarihlere kadar sürmüş olması da mümkündür. Nitekim Sübkî'nin ifadesindeki "az bir zaman" tabiriyle bu anlayış arasında bir çelişki yoktur. Bu duruma göre uzun ve yorucu ¡ çalışmalar yapmasa bile, bu müddet zarfında bazı eserlerine küçük notlar kaydetmeye devam ettiği anlaşılmakta, elinizdeki bu esere esas olan İstanbul Millet Kütüphanesi nüshası ve hatta Paris ve onun paraleli olan İstanbul Beyazıt Devlet kütüphaneleri nüshaları da bunu göstermektedir. Zehebî'nin biyografisine yer veren bütün kaynaklar onun. 3 Zilkāde :748'de (4 Şubat 1348) Dımaşk'ta vefat ettiğinde söz birliği içindedir. Onun hayatının son saatleriyle ilgili olarak Tâcüddin es-Sübkî'nin şu tesbiti burada zikre değer niteliktedir: "Ümmü's-Sâlih Medresesi'ndeki ikametgâhında 3 Zilkade 748 pazartesi gecesi vefat etti. Rahmetli babam akşamdan önce onu ölüm döşeğinde ziyaret edip 'Nasılsin?' diye hatırını sormuş, 'Yolcuyum' cevabını almıştı. Sonra babama akşam namazı vakti girdi mi? diye sordu. Babam da ikindi namazanı kılmadın mi? diye mukabele etti. Zehebî ikindiyi kıldığını, ancak henüz akşam namazını kilmadığını söyledi. - Babam kendisinden akşamla yatsıyı cemederek (cem-i takdim ile) kılmanın hükmünü sordu. Zehebî bunun cevazını bildirdi; daha sonra bu iki namazı cemederek eda etti. Yatsıdan sonra -gece yarısından önce- ruhunu teslim eden ve Bâbüssagīr mezarlığına defnedilen Zehebî'nin cenaze namazında ben de hazır bulundum."86 - 84 Misal olarak bk. 1214, 1216, 1221, 1225 numaralı biyografiler. . 85 Nekiü'l-himyân, s. 242; el-Bedrü't-tâli, II, 112. 86 Tabakātü'ş-Şâfiyyeti'l-kübra, V, 217, - 27 - Gözlerini Kaybetmesi ve Vefatı: Zehebî'nin vefatından birkaç yıl önce gözüne inen su sebebiyle giderek görmesi zayıflamış ve nihayet görmez olmuştur. Nitekim kendisi de Abdullah b. Ahmed b. Hanbel'in biyografisini yazarken görme yetersizliği ile ilgili bu problemine işaret etmiştir.77 Ebü'l-Mehâsin el-Hüseynî, Ebü't-Tayyib Muhammed b. Ahmed el- · Fâsî ve Abdülkadir b. Muhammed en-Nuaymî onun gözlerini kaybetmesinin 741 (1340) yılında olduğunu,78 Salâhuddîn es-Safedî bunun ölümünden dört yıl veya daha fazla bir zaman önce gerçekleştiğini79 söylemişler, Tâcüddin es-Sübkî de "Vefatından az bir zaman önce gözleri kör oldu" ifadesini kullanmıştır.80 Süyûtî ise Sübkî'nin görüşünü aynen tekrar etmiştir.81 Bu görüşleri münakaşa ederek Tâcüddin es-Sübkî'nin tesbitini tercih eden Abdüssettâr cş-Şeyh, Zehebî'nin gözlerini 744 yılı sonlarında (Mart-Nisan 1344) veya daha sonra kaybetmiş olabileceğini, zira onun Düvelü'l-İslâm ve Tezkiretü'l-huffâz adlı eserleriyle bu tarihlere kadar meşgul bulunduğunu, gözlerini kaybettikten sonra kâtip kullanarak telif çalışmasını sürdürdüğüne dair herhangi bir bilgi de bulunmadığını ileri sürmüştür.82 Konuya, müellifin clinizdeki bu cserinc yaptığı ilâveler açısından bakıldığında onun gözlerini 741 yılında tamamen kaybettiğini düşünmek güçtür. Zira Abdüssettar eş-Şeyh'in söylediklerine ilâveten, bu eserin sonlarında biyografileri yer alan isimlerden bir kısmının vefat tarihleri 742, 743, 745, 746 ve 747 olarak zikredilmiştir.83 Bunların daha sonraları bir başkası tarafından ilâve edildiğini düşünmek, ilmî teâmüller açısından mümkün değildir. Nitekim müelliften sonra vefat eden 77 Siyeru adâmi'n-nübelâ?, XIII, 525. 78 Zeylü Tezkireti'l-huffâz, s. 36; Zeylü't-Takyîd, I, 54; ed-Dâris fī târîți'l-medâris, I, 79. 79 el-Vafi bi'l-Vefeyat, II, 165. 80 Tabakātü'ş-Şâficiyyeti'l-kübra, V, 217. 81 Zeylü Tezkireti'l-huffâz, s. 349. 82 el-Hafız ez-Zehebî, s. 532-533. 83 bk. 1180, 1183, 1187, 1196, 1204, 1227 numaralı biyografiler. - 26 - tålipleri her taraftan ona akın etmişlerdir.71 Çeşitli medreselerde uzun yıllar ders okutması, onun çevresinde temayüz ctmiş bazı şahsiyetlerin : yetişmesi sonucunu doğurmuştur. Zchebî'den istifade cden tanınmış pek çok isim arasında Tâcüddin es-Sübkî, Alemüddin el-Birzâlî, İbn Kesîr, İbn Râfi', İbn Receb ... gibi isimleri zikretmek mümkündür. Zehebî fevkalâde ilmî kudretinc, çoğu hacimli ve kaynak niteli- : ğindeki 200'ü aşkın eserine rağmen bazı tenkitlere de maruz kalmıştır. Onu eleştirenlerden biri İbnü'l-Murâbıl diye meşhur Ebû Amr Muham- med b. Osman cl-Gımâtî'dir (0. 752/1351). Bu zat Zchebî'nin müteahhir şahsiyetlere ait bazı biyografilerde onların olumsuz yanlarını zikrettiğini, Târîn'inin (muhtemelen Târîhu'l-İslâm) dörtte birinin grybetten ibaret bulunduğunu ileri sürmüşse de, onun bu tenkidi İbn Hacer el-Askalânî ve Şemsüddin cs-Schâvî gibi bazı âlimeler tarafından reddedilmiş, Zche- bî'nin bu tür üslup ve metodunun iyi niyete dayalı olduğu belirtilmiş, tenkitlerinin, yapılması gerekli uyarılar olduğu ifade edilmiştir. 72 . Talebelerinden Tâcüddin cs-Sübkî de, Zehebî'nin ilmî otoritesini belirten görüşleri yanında,73 'bazı noktalarda onu tenkit etmiş, :Hanbelîler'in görüşlerine aşırı meyli olduğunu,74 Hanefî ve Şâfiîler hakkinda ileri geri sözler sarfettiğini ve Eş'arîler'i 'küçültücü ifadeleri bulunduğunu, mutasavvıfların aleyhinde hareket ettiğini, hevâsına uyarak : bazı biyografileri gereksiz şekilde geniş, diğer bazılarını da kısa tuttuğunu75, ileri sürmüştür. Ancak Sübkî'nin bu değerlendirmeleri de haklı bulunmamış, iddialarla ilgili olarak Zchebî'nin eserlerinden alınan misaller üzerinde yapılan incelemer ve değerlendirmeler sonunda kabule şayan görülmemiştir.76 71 ed-Dürerü'l-kâmine, III, 337. 72 bk. el-/dânü bi't-tevbih, s. 87-98; el-lâfiz ez-Zehebî, s. 235, 238-241. 73 Tabakatü'ş-Şâfidiyyeli'l-kübra, V, 216. 74 .a.e., V, 217. 75 a.c., 1, 198. 76 Abdüsscıtâr eş-Şeyh'in bu konudaki inceleme ve değerlendirmeleri için bk. el-Hafız - ez-Zehebî, s. 235-237, 241-263. - 25 - şeyi derinliğine inceleyenlerdendi"65 diye söz etmesi ve diğer bazı : âlimlerin benzeri değerlendirmeleri, onun bu konudaki otoritesine ışık . tutan ifadelerdir. Zehebî mütekellim olarak tanınmamış ise de, bazı önemli ve kaynak niteliğindeki akaid kitaplarını ihtisar etmesi yanında bu ilimde bazı telif eserler de ortaya koymuştur. Onun akaiddeki yolu, hadise dayalı selef metodudur. Bu konu ile ilgili eserlerinde ağırlıklı unsur Hz.Peygamber'in hadisleri olup, bu metodu açısından bazı tenkitlere de hedef olmuştur.66 Zchebî bir fakih olarak da tanınmamış ve böyle bir vasıfla anılmamıştır. Ancak fıkıh alanında da bazı eserleri ihtisar etmesi yanında67 gerek usûl-i fıkıh, gerekse çeşitli fıkhî bahislerde kitap ve risaleler telif çimiştir. Onun fıkhında da ağırlıklı unsurlar Kur'an ve Sünnet'tir. Zehebî ilmî hayatının ilk dönemlerinde şiirle de meşgul olmuştur. Bazı hocalarından şiirler rivayet ettiği gibi68 kendine ait nazımlar da mevcut olup tedlis yapanların isimleri hakkında yazdığı kaside bunlardan biridir 69 Ayrıca Târîhu'l-İslâm adlı eserinde şairlerin biyografilerine ve şiirlerine geniş olarak yer vermesi, onlara duyduğu ilginin bir sonucu olmalıdır. Güzel ve sanatkârâne olmamakla birlikte sağlam ve yazı kaidelerine uygun bir hattı bulunan, aynı zamanda zühd ve takvasıyla tanınıp "Salih bir kişi idi. Geceleri kalkar ibadet eder, Kur'an tilâvetinde bulunurdu. İyilik etmeyi sever, sadaka verirdi"70 gibi ifadelerle ahlâkî şahsiyeti tavsif edilen Zehebî, büyük bir ilmî otorite olarak zamanının ilim çevrelerinin ilgi odağı haline gelmiş, ortaya koyduğu hazineler değerindeki eserlerini okumak, dinlemek ve istinsah etmek için ilim 65 ez-Zehebî ve menhecühû fi kitâbihî Tarihi't-İslâm, s. 127. 66 Zeylü Tezkireti'l-huffâz, s. 348 (dipnot: 2). 67 Mesela İbn Hazm'ın (ö. 456/1064) el-Muhalla adlı eserini el-Müstahla fi'htişari'l- Muhallâ adıyla ihtisar etmiştir. 68 Misal olarak bk. Mucemü's-şüyuh, I, 29-30, 48, 80-81, 103, 173, 224, 264. 69 Tabakatü' ş-Şâfityyeti'l-kübrâ, V, 218-219. 70 Meselâ bk. el-Vefeyât, II, 56. - 24 - memnuniyet uyandırmıştır. Naklettiği hiçbir söz yoktur ki metninde bulunan :herhangi bir bozukluğa, rivayet zincirindeki kapalı noktalara veya ravilerinde mevcut olabilecek cerh noktalarına temas etmemiş olsun. Doğrusu ondan başka, yaptığı nakillerin bu önemli yönünü : gözönünde bulunduran bir âlim görmüş değilim".60 Zehebî hadis ilminin hemen her dalında orijinal eserler vermiş, "asrın muhaddisi" unvanıyla anılmaya hak kazanmıştır.61 Onun bu alandaki otoritesini çok iyi takdir cden ve "asrın hâfızı" diye anılan İbn Hacer el- Askalânî'nin aynı ilmî seviyeyi yakalayabilmek niyetiyle zemzem içtiği, bu esnada yaptığı duasında bu isteğini dile getirdiği rivayet edilmiştir.62 ¡ Zehebî'nin çok değerli ve hacimli eserler verdiği diğer bir alan da tarih ve ilm-i ricâldir. Daha önce belirtildiği üzere bu sahada hacimli ve kaynak niteliğindeki eserler üzerinde ihtisar çalışmaları yapmış olması ; onun bu konularda geniş bilgi birikimine ulaşmasını sağlamış, bu sayede pek çok telif esirin meydana getirilmesine zemin hazırlamıştır. Hiç şüphesiz bu çalışmaları içinde en önemli ve hacimli olanı, Târîhu'l-İslâm ve vefeyâtü'l-meşâhîri ve'l-a lâm adlı eseridir. Zchebî'nin geniş bilgisi üstün yetenekleriyle birleşince ricâlin değerlendirilmesi konusunda üstâdâne sonuçlar ortaya çıkmış, hadis ilminde sened tenkidi yeni bir seviye kazanmıştır. Zehebî'nin bu sahadaki kudret ve başarısının en açık delili Mizanü'l-istidal fi nakdi'r-rical adlı eseri olup bu kitap gerek muasırları, gerekse daha sonraki nesillerde onun en değerli eseri olarak kabul edilmiştir.63 Tâcüddin es-Sübkî'nin hakkında "cerh ve ta'dil şeyhi"64 demesi, Şemsüddin es-Schâvî'nin "Ricâl tenkidi konusunda her -- - 60 el-Vâfi bi'l-Vefeyât, II, 163. '61 : Tabakatü'ş-Şâficiyyeti'l-kübra, V, 216. : 62 . el-/danu bi't-tevbih, s. 98, 126; el-Cevahir ve'd-dürer, I, 106-107; Zeylü : Tezkireti'l-huffâz, s. 348 (Hz. Peygamber'den "Zemzem suyu niyet edildiği şey içindir" buyurduğu rivayet edilmiş, Hâkim en-Nisabûri'nin de "Zemzem içtim ve ` `Allah'tan bana güzel eser telif etmeyi lutfetmesini diledim" dediği nakledilmiştir [bk. Tezkiretü'l-huffâz, III, 1044]). 63 Tabakātü'ş-Şâfiiyyeti'l-kübra, V, 217; Zeylü Tezkireti'l-huffâz, s. 35; Lisânü'l- 64 Tabakātü'ş-Şâficiyyeti'l-kübra, V, 216. .. . Mîzân, I, 4. - 23 - taraftan ikmal etmiş, çok lüzumlu ve faydalı ta'likler yapmış, tenkit ve tahkiklerde bulunmuştur. Bu eserler içinde Ebû Abdullah el-Hâkim en- Nîsâbûrî'nin (ö. 405/1014) el-Müstedrek 'ale's-Şahîhayn'i, Beyhakī'nin (ö. 458/1066) es-Sünenü'l-kübrâ'sı, Hatîb el-Bağdâdî'nin (ö. 463/1071) Târîņu Bağdâd'ı, İbn Asâkir'in (ö. 571/1176) Târîhu Dımaşk'ı, İbnü'l- Kıftî'nin (ö. 646/1248) İnbâhü'r-ruvât'ı, İbnü'l-Esîr'in (ö. 630/1233) Üsdü'l-gabe fî marifeti's-şahâbe'si, Ebü'l-Haccâc el-Mizzî'nin (ö. 742/1341) Tehzîbü'l-kemâl fî esmâi'r-ricâl'i gibi hacimli ve temel kaynaklar yer almaktadır. Onun kendi telifleri ise değişik konulardadır. Kıraat ilmindeki ihtisasına rağmen bu alanda et-Telvîhât fi ilmi'l-kırâ ât57 adlı eserinden başka bir çalışması bilinmemektedir. Elinizde bulunan ve Şemsüddin cs- Sahâvî tarafından "oldukça muhtevalı" diye tavsif edilen58 bu eseri her ne kadar bir kıraat kitabı değil ise de onun bu sahadaki birikimine ve oloritesine delalet edecek niteliktedir. Zehebî'nin en çok ürün verdiği sahalardan biri hadistir. İbn Hacer cl-Askalânî'nin dediği gibi o "Hadis konusunda uzmanlaşmış, bu sahada pek çok faydalı kitap ortaya koymuş, asrının en çok eser veren âlimi olmuştur."59 Bu ilimde kimden nerede ne alabileceğini düşünmüşse oraya koşmuş olması, pek çok hocadan bu alanda faydalanmayı başarması, ona bu ilimde farklı bir üstünlük kazandırmış; sıradan, katı ve kuru bir nakilci olmak yerine özcü ve tenkitçi bir anlayışa ulaştırmıştır. Talebelerinden Salahuddin es-Safedî'nin onunla ilgili şu ifadeleri çok isabetli ve mübalağasız bir değerlendirme olarak kabul edilmelidir: "Birçok cserini kendisinden okudum. Onda ne muhaddislerin donukluğunu, ne de nakilcilerin anlamsız şekilciliğini gördüm. Aksine o, nüfuzlu bir bakışa sahipti. Çeşitli grupların telakkilerine, selef âlimlerinin görüşlerine, muhtelif mezhep ve fırka mensuplarının sistemlerine hakkıyla vakıflı. Eserlerinde gösterdiği titizlik, bende daima hayret ve. 57 bk. I, 37 (Arapça mukaddimemiz). 58 el-Idânü bi't-tevbih, s. 184. 59 ed-Dürerü'l-kâmine, III, 337. - 22 - Muhammed eş-Şcrîşî'nin Şevval 718'de (Kasım-Aralık 1318) vefatı51 üzerine Zehebî 22 Zilhicce 718'de (15 Şubat 1319) onun yerine Daru'l- hadîs şcyhliği görevine başladı.52 İkamctini de aynı yere nakleden Zehebî, vefatına kadar burada yaşadı ise de Batna'daki hatiplik görevinin, 'Şihâbüddin Ahmed b. Cebel'in vefatıyla boşalan Dârü'l-hadîsi'z- Zâhiriyye şeyhliğini üstlendiği 17 Cemâziyelâhir 729'a (18 Nisan 1329) kadar devam ettiği anlaşılmaktadır.53 : - Arkadaşı, aynı zamanda hocası Alemüddin Ebû Muhammed el-Kasım b. Muhammed b. cl-Birzâlî'nin 739'da (1339) vefati üzerine Zehebî, el- Medresetü'n-Nefîsiyye'de ondan boşalan hadis hocalığı görevini üzerine aldığı gibi,54 aynı yıl tamirat işi tamamlanan Dârü'l-hadîsi't-Tengiziyye şeyhliği vazifesine de başladı.55 Zehebî vefat ettiği zaman beş yerin hadis şeyhliği görevi uhdesinde bulunuyordu. Bu yerler şunlardır: 1. Darü'l-hadîsi'l-Urviyye. 2. Darü'l-hadîsi'l-Fâdıliyye. 3. Dârü'l-hadîsi't-Tengiziyyc. -- 4. Dârü'l-hadîsi'n-Nefîsiyye. 5. Türbetü Ümmi's-Sâlih.56 Zehebî'nin geride bıraktığı eserleri incelendiğinde onun bilhassa hadis, tarih ve terâcim konularında gerçekten emsalsiz bir âlim olduğu ilk bakışta anlaşılacaktır. İhtisar ettiği ve sayıları elliyi aşan eserlerle ilgili çalışmalarından herbiri başlıbaşına birer ciddi emck, dikkat ve ilmî birikim ürünüdür. Zchebî bunları bir taraftan ihtisar ederken diğer 51 el-dlber (Züyûlü'l-dber), IV, 50. : 52 el-Bidaye ve'n-nihaye, XIV, 88. 53 bk. a.e., XIV, 143. 54 el-Vafi bi'l-Vefeyat, II, 166, 55 . el-Bidaye ve'n-nihaye, XIV, 184 (Burada "et-Tengiziyye" = \Kull yerine _J1 denmiş ise de bunun bir schiv veya tahrif eseri olduğu anlaşılmaktadır. Bu yer :Şam'da Emîr Tengiz'e nisbet edilmiş olup bu zatın biyografisi için bk. ed-Dürerü'l- `kâmine, I, 520-528. 56 bk. ez-Zehebî ve menhecühu fi kitâbihî Tarihi'l-Islam, s. 109-110; el-Hafız ez- Zehebî, s. 270-280. - 21 - tek çocuğu olması ve babasının kendisine çok düşkün bulunmasıyla ilgili olmalıdır. Ailenin tek çocuğu oluşu hakkında kesin bir bilgi burunmamakla birlikte, müellifimizin bazı yakın akrabalarına ve süt kardeşlerine kadar efrâd-ı ailesini tanımamıza rağmen herhangi bir kardeşinden söz edilmemesi bu kanaati uyandırmaktadır.45 Zehebî'nin Kur'an, kıraat ve hadis tahsili ile yetindiğini düşünmek şüphesiz yanlış olur. Hayatı boyunca sürdürdüğü anlaşılan tahsil hayatı içinde muhtelif hocalardan değişik konularda faydalanması yanında özellikle nahiv, edebiyat, şiir, tarih gibi alanlarda pek çok temel eseri zamanın en değerli hocalarından dinlemiş, bazı kitapları muhtelif âlimlerden tekrar tekrar okumuştur.46 İlmî Şahsiyeti ve Tedris Hayatı: Kıraat ilminde uzmanlaşan ve daha sonra bilhassa hadis ve tarih çalışmalarıyla ömrünü sürdüren Zehebî'nin ilk tedris görevi yukarıda da işaret edildiği gibi kıraat ilmindeki hocalarından Muhammed b. Abdülazîz ed-Dimyâtî'nin ölümüne tekaddüm eden dönemde yaklaşık yirmi yaşında iken onun yerini alarak bu ilmi okutmasıyla başlamıştır.47 Ayrıca değişik konulardaki (özellikle hadis ve tarih alanlarında) bazı ana kaynakları ihtisar çalışmalarıyla zamanını değerlendirdi. Bu arada 703 yılı Safer ayında (Eylül-Ekim 1303) Batna48 mescidinde hitabet görevini üstlendiğini ve buraya yerleştiğini görüyoruz.49 Bu arada en büyük eseri Târîhu'l-İslâm'ın telifine başladı ve Cemâziyelâhir 714'te (Eylül-Ekim 1314) bu çalışmasını tamamladı.50 Onun sakin bir yerleşim yeri olan Batna'da 718 (1318) yılına kadar devam eden ikameti, telif çalışmaları açısından bir fırsat olmuştur. Türbetü Ümmi's-Sâlih'teki Dârü'l-hadîs şeyhi Kemâlüddin Ahmed b. 45 bk. ez-Zehebî ve menhecühû fī kitâbihî Târîți'1-İslâm, s. 88. 46 a.e., s. 96-98; el-Hâfiz ez-Zehebî, s. 65-70. 47 Mu'cemü'ş-suyuh, II, 218. 48 Batna: Dımaşk'ın sayfiye köylerinden biridir (bk. Mucemü'l-büldân, IV, 468). 49 el-Bidaye ve'n-nihaye, XIV, 28. 50 bk. Târîhu'l-İslâm, son vr. (Ayasofya Kütüphanesi, nr. 3014). - 20 - Zehebî kıraat ilmiyle meşgul olurken bir yandan da on sekiz yaşında hadis tahsiline başladı.40 692 (1293) yılında Dımaşk'ta aynı zamanda kıraat ilmindeki hocalarından Ebû Hafs Ömer b. Abdülmün'im İbnü'l- Kavvâs ile Ebü'l-Fadl Ahmed b. Hibetullah b. Asâkir ve Yusuf b. Ahmed el-Gassûlî'den, Mısır'da İbnü'z-Zahirî diye maruf Ebü'l-Abbas Ahmed b. Muhammed b. Abdullah cl-Halebî, Ebü'l-Mcâlî Ahmed b. İshak el- Eberkûhî, İbn Dakiku'l-Îd Ebü'l-Feth Muhammed b. Ali, Şerefüddin Abdülmü'min b. Halef cd-Dimyâtî'den, İskenderiye'de Tâcüddin Ebü'l- Hasen Ali b. Ahmed b. Abdülmuhsin cl-Haşimî el-Garrafî'den, Ba'lebek'te Tâcüddin Abdülhâlik b. Abdüsselâm el-Ba'lebekkî'den -ki - ifadesini kullanmıştır41-, Halep'te Sünkur b. Abdullah cz-Zeynî'den -ki bu zat hakkında Zehebî "Ondan çok istifade ettim. Ne hoş Şeyhti o" -. bu zat hakkında da Zehebî "Kendisinden çok şey öğrendim. Dinî hayatı, vekarı, aklı ve iffeti itibariyle ne kadar mükemmel bir şeyhti" demiştir42_ ve Zeyneb bint Ömer el-Kindiyye'den, Nâbüls'te İmâdüddin Abdülhafız b. Bedrân en-Nâbülsî'den, Mekke'de Fahrüddin Ebû Amr Osman b. Muhammed et-Tevzerî'den ve gerek bu yerleri ziyaretleri sırasında, gerekse Medine, Hama, Humus, Trablus, Remle, Bilbis, Kerk, Maarra ve Kudüs gibi merkezlere yaptığı seyahatler vesilesiyle tanıştığı pek çok âlimden faydalanmış, hadis öğrenmiştir.43 Görüldüğü üzere Zehebî kıraat ve hadis tahsili vesilesiyle gerek Şam bölgesinde, gerekse bu bölgenin dışında pek çok yere seyahatler yapmış, Târîhu'l-İslâm adlı eserinde 698 (1298-99) yılı olaylarından söz ederken "Emîr Şemsüddin el-Ayintâbî bizi hacca götürdü" demesinden anlaşılacağı üzere44 aynı yıl hac görevini de ifa ctmiştir. Ancak Zchebî'nin bu seyahatleri genelde hep kısa süreli olmuş, çünkü babası ona en çok dört ay izin vermiştir. Bunun sebebi, muhtemelen ailesinin : 40 ·Tabakātü'ş-Şâfiriyyeti'l-kübra, V, 216. : 41 Mucemu'y-şüyuh, I, 351-352. 42 a.e., I, 276. 43: el-Vafi bil-Vefeyat, II, 164-165; Nekiü'l-himyân, s. 242; ez-Zehebî ve menhecühû fi kitâbihî Târîți'l-Islâm, s. 89, 95. : 44 Târîhu'l-İslâm, vr. 333 (Ayasofya Kütüphanesi, nr. 3014) .: - 19 - : Hâdırî'den de kıraal-i seb'a okuduğunu,33 Ebû Abdullah Muhammed b. Ahmed el-Ukaylî'den eş-Şâşıbiyye'yi dinlediğini,34 bu eseri ayrıca Ebû Abdullah Muhammed b. Abdülkerîm et-Tebrîzî'den de dinlediğini,35 Sibtü'l-Hayyat diye maruf Ebû Muhammed Abdullah b. Ali b. Ahmed el-Bağdâdî'nin el-Mübhic ve el-Kifâye fi'l-kırââti's-sitt adlı eserleriyle Ebû Bekir Ahmed b. Mûsâ b. el-Abbâs b. Mücâhid'in Kitâbü's-Seba'sını Ebû Hafs Ömer b. Abdülmün'im İbnü'l-Kavvas'tan, Ebû Amr ed- Dânî'nin et-Teysîr'ini' de Ebû Abdullah Muhammed b. Câbir el- Vâdîâşî'den okuduğunu, bu zattan ayrıca başka faydalı bilgiler edindiğini biliyoruz.36 Kıraat ilminde yeterince uzman hale gelmiş olması sebebiyledir ki, hocası Şemsüddin Ebû Abdullah Muhammed b. Abdülaziz ed-Dımaşkı, vefatıyla sonuçlanan hastalığa yakalandığında Emevî Camii'ndeki ders halkasını Zehebî'ye bırakmıştır.37 Anlaşılan bu görev onun üstlendiği ilk ilmî vazifesi olmaktadır.38 Kıraat ilmine bu derece emek vermesine ve zaman ayırmasına rağ- men onun bu ilmi tedrisle fazla meşgul olmadığını, kendisini daha çok hadis ve tarihe verdiğini görüyoruz. İbnü'l-Cezerî kıraat konusunda Kur'an'ın tamamını Ebû Amr b. el-Alâ'nın kıraatı ile ondan sadece cş- Şihâb Ahmed b. İbrahim el-Menbicî'nin okuduğunu bildiğini, bu zatın ayrıca cem' metoduyla Zehebî'den el-Bakara sûresini de öğrendiğini, İb- râhim b. Ahmed eş-Şâmî ile Muhammed b. Ahmed b. el-Lebbân ve di- ğer bazi kimselerin ondan bazı kıraat vecihlerini rivayet ettiklerini, Yahyâ b. Ebû Bekir el-Bûnî'nin de eş-Şâşıbiyye'yi dinlediğini zikretmektedir.39 33 Mucemü'ş-şüyûh, II, 290; III, 1424 (Tahkik metnimiz). 34 a.e., II, 260; III, 1424-1425 (Tahkik metnimiz). 35 bk. III, 1377 (Tahkik metnimiz). Ayrıca bk. Mucemü'ş-şüyuh, II, 242. 36 bk. Mucemü'ş-şüyûh, Il, 75; ez-Zehebî ve menhecühû fī kitâbihî Târîți'l-İslâm, s. 84-85; III, 1497 (Tahkik metnimiz). Bu kaynaklardan ilk ikisinde Sibtü'l- Hayyât'ın eserinin adı el-Mübhic fi'l-kırati's-seb" diye zikredilmiş ise de bunun doğrusu el-Mübhic fi'l-kıratati's-semân ve kıraati İbni Muhayışın ve'l-Ameş ve'htiyâri llalef ve'l-Yezîdî olmalıdır (bk. en-Neşr, I, 83; Keşfü'z-zunun, II, 1582). 37 Bu zalın vefat tarihi Safer 693'tür (Ocak 1294; bk. Mucemü'ş-şüyuh, II, 218). 38 ez-Zehebî ve menhecühû fi kitâbihî Târîți'l-İslâm, s. 85. 39 Gayetü'n-nihâye, II, 71. - 18 - sürdüren. Zehebî, İbnü'l-Cezerî'nin belirttiğine göre yine cem' meto- duyla el-Alem diye meşhur Talha b. Abdullah el-Halebî'den bir hatim indirdi.25 Ebû Abdullah Muhammed b. Ca'fer et-Tela' feri'nin biyografisinde onun tecvid konusunda bir mukaddime telif ettiğini, bu mukaddimeyi 691 (1292) yılında kendisinden yazdığını söyleyen Zchebî,26 693 (1294) yılında Ba'lebek'e gittiğinde orada da cem' yoluyla Ebû Abdullah Muhammed b. Muhammed b. Ali b. el-Mübarek el-Muvaffak en-Nasîbî'den elli günde bir hatim yaptı.27 İskenderiye'ye gittiğinde burada da kıraat tahsilini sürdürdü. Önce Yahyâ b. Ahmed es- Savvâftan bu ilimde faydalanmak istedi. 695 (1296) yılında bu zatın huzuruna girdiğinde onu gözlerini kaybetmiş ve kulakları iyice ağırlaşmış halde buldu. Sesini iyice yükselterek el-Hile tyyât'tan28 bir cüz okudu. Sonra cem' metoduyla kıraat-ı seb'aya başlayıp Fâtiha sûresiyle Bakara sûresinden biraz okuyunca bu yaşlı ve kulağı iyice ağır işiten : zatın derslerine devam etmenin kendisine çok zaman kaybettireceğini düşünerek yine İskenderiye'de Sühnûn lakabıyla meşhur Abdurrahman · b. Abdülhalîm'in derslerine intikal etti.29 Ondan da 'önce bir cüz okudu. Sonra İmam Nâfi‘ b. Abdurrahman'ın Verş ve İmam Asım b. Behde- le'nin Hafs rivayetini cemederek on bir günde hatmi tamamladı.30 Zehebî'nin sözü edilen bu hocalarından başka Mecdüddin Ebû Bekir b. Muhammed el-Mürsî'den kıraat-i seb'a için bir hatim indirdiğini,31 keza Ebû. İshak İbrahim b. Fellâh el-İskenderânî'den kıraat dersleri aldığını,32 Şemsüddin Ebû Abdullah Muhammed b. Mansûr el-Halebî el- 25 Gayetü'n-nihâye, II, 71. 26 : Mucemü'ş-şüyah, II, 181. 27 ·bk. III, 1430 (Tahkik metnimiz). 28 el-Uileiyyat min eczai'l-hadis: Ebu'l-Huseyn Ali b. Hasan el-Hila'î'nin (o. 492/1099) tahrîc edip Ahmed b. el-Hüseyin eş-Şîrâzî tarafından bir araya getirilen : hadisleri ihtiva eden eser (bk. Keşfü'z-zunun, I, 722; el-Adam, V, 82). 29 . bk. III, 1374-1376 (Tahkik metnimiz). 30 bk. III, 1372-1374 (Tahkik metnimiz); Mucemü'ş-şüyûh, I, 362; Gayetü'n-nihâye, ·II, 71. 31 : Mucemü'ş-şüyuh, II, 417. 32 : Zchebî "Bu zattan 692'de (1293) kıraati tamamladım" demektedir (bk. III, 1433 "[Tahkik metnimiz]). - 17 - 1. Emctü'l-Azîz Ümmü Scleme: En büyük çocuğu olup bazı âlimlerden icâzetleri vardır.18 2. Ebü'd-Derdâ Abdullah: Ortanca çocuğu olup 708'de (1308) doğmuştur. Babası onun pek çok âlimden istifade etmesini sağlamış, hadis okutmuştur. Ebü'd-Derdâ 754'te (1315) genç yaşta ölmüştür.19 3. Ebû Hüreyre Abdurrahman: 715 (1315) yılında doğan Ebû Hüreyre de diğer kardeşleri gibi birçok âlimden faydalanmış, babası ilc birlikte pek çok hadis cüzü dinlemiş, 799'da (1397) vefatına kadar hadis okutmuştur.20 Tahsil Hayatı: Erken yaşlarda ilme olan hevesi ortaya çıkan Zehebî önce kıraat ilmiyle ilgilendi. 691 (1389) yılında cl-Fâdılî diye meşhur Şeyhü'l-kurrâ Cemâlüddin Ebû İshak İbrahim b. Dâvûd el-Askalânî cd-Dımaşkī'nin kıraat derslerine devam etti. Meşhur kıraat alimi Alemüddin Ali b. Muhammed es-Schâvî'nin (ö. 643/1245) talebesi olan bu zattan el- cem'u'l-kebîr metoduyla kıraat okudu.21 Ancak bu dersler üstadın felçli durumunun ağırlaşması sebebiyle Kasas sûresine kadar devam edebildi.22 Zehebî'yi aynı yıl aynı metotla bir başka hocadan kıraat tahsil cderken görüyoruz. Bu zat Cemâlüddin İbrahim b. Gālî b. Şâver el- Bedevî el-Himyerî'dir.23 Talebelerinden Ebü'l-Mchâsin el-Hüseynî'nin belirttiğine göre ayrıca Ebû Abdullah b. Cibrîl el-Mısrî'den de yine com' usulü ile Ebû Amr ed-Dânî'nin et-Teysîr fi'l-kırââti's-sebe ve Ebû Muhammed eş-Şâtıbî'nin Hurzü'l-emânî ve vechü't-tehânî adlı escric- rinin muhtevaları esas alınarak meşhur yedi kıraata göre bir hatim okudu.24 Kıraat ilmindeki ilerlemesini değişik hocalara talebelik yaparak 18 Mucemü'ş-şüyûh, I, 382; II, 204. 19 Hayatı için bk. ed-Dürerü'l-kâmine, II, 286, 20 Hayatı için bk. a.e., II, 341. 21 el-cem'u'l-kebir: Meşhur yedi veya on kıraat imamının okuyuş farklılıklarını aynı okuyuşta cemederek icra etme usulü. 22 Mu'cemü'ş-şüyûh, I, 135. 23 a.e., I, 149. 24 Zeylü Tezkireti'l-huffâz, s. 36. - 16 - Zchebî ilk bilgileri, kendisinden "Hattı en güzel olanlardandı. . Çocukların öğretiminde en tecrübelilerdendi" diye söz ettiği ve "mücddibim, müeddibimiz" dediği el-Busbus lakabıyla tanınan Ali b. Muhammed el-Halcbî'den öğrenmiş, onun mektebinde dört yıl kalmıştır.13 Daha sonra Kur'an tahsili için Dımaşk'ın eş-Şâgūr mahallesindeki bir mescidin imamı olan Mes'ûd b. Abdullah el- Egâzâzî'ye talebe oldu. Kur'an'ın tamamını ondan öğrendi. Sonra bu zata arz yoluyla 40 hatim okudu.14 Zehebî, her müslüman ailenin çocuğuna verdiği bu ilk bilgilerlc yetinmek istemiyor, âlimlerin meclislerine gidip geliyor, muhaddislerin ders, halkalarına oturuyordu. Sadruddin Muhammed b. Ömer b. Mckkî el-Osmânî'nin biyografisini verirken "Ona 683'te (1284) talebe oldum ve kendisinden Dârü'l-hadîs'te Müslim'in eş-Şahîh'ini dinledim"15 dediği dikkate alınırsa, henüz on yaşlarında iken onun ilim meclisleriyle ilgisi bulunduğu anlaşılır. Aynı şekilde Şerefüddin Ali b. el-Mufaddal b. Ali el-İskenderânî'nin biyografisinde de "Onun faydalı. eserleri vardır. Oruçla ilgili bir kitabını senedleriyle birlikte 680 (1281) yılında görmüştüm"16 demesi, henüz on üç yaşlarında bir çocuğun nelerle ilgilendiğini göstermesi bakımından önemlidir. Evliliği: Zehebî kendi çevresinden Fâtıma bint Muhammed b. Nasrullah b. el- : Kamer ed-Dımaşkıyyc adında bir hanımla evlendi. İlimle de ilgisi olduğu anlaşılan ve Zehebî'den yaklaşık sekiz yıl sonra vefatjeden17 bu hanımdan muellifimizin, her biri ilimle meşgul olmuş üç çocuğu dünyaya gelmiştir: 13: a.e., II, 52. 14. a.e., II, 339. 15 a.e., II, 259. 16 Tezkiretü'l-huffaz, IV, 1391. 17. Hayatı için bk, el-Vefeyât, II, 188-189; ed-Dürerü'l-kâmine, III, 228. - 15 - : Zehebî nisbesiyle tanınmıştır. 666 (1267-68) yılında Mikdâd b. Hibetullah el-Kaysî'den Şahîhu'l-Buhârî'yi dinlemiş, hayatının son yıllarında haccetmiştir. Oldukça zengin olan ve bu varlığını Allah yolunda sarfedebildiği anlaşılan Osman b. Kaymâz 697 yılı Cemâziyelevvel ayının son günü (15 Mart 1298) vefat etmiştir.8 Müellifimiz babasının sanatına nisbet edilerek İbnü'z-Zehebî diye anıldı. Nitekim bizzat o, bazı escrlerinde kendisinden İbnü'z-Zehebî diye söz etmiştir.9 Ancak hayatının ilk dönemlerinde babasının sanatıyla iştigal ctmesi sebebiyle olmalı ki, Salâhuddin es-Safedî, Tâcüddin es-Sübkî, Ebü'l-Mehâsin el-Hüseynî ve İmâdüddin b. Kesîr gibi muasını olan ve aynı zamanda ona talebelik etmiş bulunan bazı âlimler ondan ez-Zehebî diye söz etmişler,10 müellifimiz de bu nisbe ile meşhur olmuştur. Onun yetiştiği aile çevresinde dikkati çeken ve üzerinde etkileri olan iki isim daha vardır ki, bunlardan biri halası ve aynı zamanda sütannesi hâce Sittü'l-Ehl bint Osman'dır. İbn Ebü'l-Yüsr, Cemâlüddin b. Malik ve Zühcyr b. Ömer cz-Zür'î gibi zevattan icâzeti bulunan ve Ömer b. el- Kavvâs'ı dinlemiş olan bu hanımdan Zehebî de rivayette bulunmuştur.11 Diğer isim de dayısı hacı Ebû İsmail Ali b. Sincir b. Abdullah el-Mevsilî ed-Dımaşkī cz-Zehebî'dir. Bu zat hakkında Zchebî "Benimle birlikte Ba'lebek'te et-Tac Abdülhalik ve diğer bazı isimlerden istifade etti", dediğine göre onun da bir ölçüde de olsa ilimle iştigal ettiği anlaşılmaktadır ve Zehebî de kendisinden rivayette bulunmuştur.12 Aynı aileden ilimle meşgul olmuş başka şahsiyctlerin de bulunduğu dikkate alındığında Zchebî'nin çocukluğunun ilmî bir atmosferde geçtiği ve onun dinî yapısı sağlam bir aile içinde yetiştiği anlaşılmaktadır. 8 Mucemü'ş-şüyûh, I, 75. 9 Misal olarak bk. Mucemü'ş-şüyuh, I, 21; Marifetü'l-kurrat'ı-kibar (Paris nüshası), vr. 1. 10 bk. el-Vafi bi'l-Vefeyât, II, 163; Tabakātü'ş-Şâfi yyeti'l-kübra, V, 216; Zeylü Tezkireti'l-huffâz, s. 34. 11 Mucemü'ş-şüyûh, I, 284-285. 12 a.e., II, 28. - 14 - Biz de burada bu büyük âlimin hayatı hakkında kısa da olsa bilgi vermek istiyoruz .. İsmi, Nesebi, Doğumu ve Ailesi: Müellifin ismi, nisbesi ve soy zinciri kendi beyanına göre şöyledir: Muhammed b. Ahmed b. Osman b. Kaymâz b. cş-Şeyh Abdillah et- Türkmânî el-Fârikī cd-Dımaşkī İbnü'z-Zehebî.2 Biyografisine yer veren kaynaklar da aynı tesbiti tekrarlarken "Ebû Abdillâh" künyesi ve "Şemsüddin" lakabıyla anıldığını zikrederler. Mücllifimiz cr-Rükn el-İllûrî'nin biyografisinin sonunda: "Rebîülâhir 673'le (Ekim 1274) öldü" dedikten sonra "Ben bu vakitte doğdum" ifadesi ile doğum tarihini açıklamış,3 kaynaklar doğum yerini Batna köyü olarak zikretmişlerdir. İbn Hacer ise doğum tarihini verirken doğum gününü "3 Rebîülâhir" (6 Ekim) olarak tasrih etmiştir.4 Zehebî Türkmen asıllı bir aileden olup bu aile Diyarbakır'a bağlı Meyyâfârikīn (Silvan) şehrinde yaşamıştır. Ve bizzat kendisinin belirttiğine göre5 Temîmoğulları'nın mevlâsıdır. Babasının dedesi olan Kaymâz, hayatını bu şehirde geçirmiş, hac farizasını yerine getirmiş ve 661 (1263) yılında 100 yılı aşan bir ömürden sonra vefat etmiştir.6 : Zehebî'nin bizzat belirttiğine göre dedesi Ebû Ahmed Osman b. Kaymaz ümmî idi. Ancak dindar bir kişiydi. Marangozluk sanatıyla : · iştigal ediyordu. Anlaşılan o dur ki, Mcyyâfârikīn'den Dımaşk'a göçüp : yerleşen bu zattır ve 683 (1284) yılında 70 yaşının üzerinde olduğu halde - vefat etmiştir.7 Babası Şihâbüddin Ahmed b. Osman'a gelince, takriben 641 (1243) yılında doğan ve aynı zamanda ilme ilgi duyan bu zat babasının mesleğini bırakarak altın işleme sanatıyla meşgul olmuş, bu yüzden 2 · Mucemü'ş-şüyuh, I, 21. 3 . bk. III, 1358 (Tahkik metnimiz). 4 ed-Dürerü'l-kâmine, III, 336. 5 · ez-Zehebî ve menhecühû fi kitâbihî Tarihi'l-İslâm, s. 77. 6 · Mucemü'ş-şüyuh, I, 436. .. . 7 : a.e., I, 436. - 13 - : Birinci Bölüm ZEHEBİ'NİN HAYATI Zehebî'nin biyografisi onun muasını bazı âlimlerin eserlerinde bulunduğu gibi, daha sonraki asırlarda telif edilmiş terâcim ve tabakat kitaplarında da yer almıştır. Günümüzde onun eserlerini neşreden muhakkiklerden çoğu da bu eserlerin mukaddimelerinde onun hayatı ve kitapları hakkında bilgi vermişlerdir. Ayrıca Zehebî, bazı müstakil çalışmalara konu olmuştur. Bu çalışmalar arasında Dr. Beşşar Avvad Ma'rûf'un ez-Zehebî ve menhecühû fî kitâbihî Târihi'l-İslâm adlı kitabının (Kahire 1979) aynı bir yeri ve önemi vardır. Bu kitapta yer alan ve Zehebî'nin hayatı ve cserleriyle ilgili olan bölümlere Siyeru a'lâmi'n-nübelâ' adlı eserinin mukaddimesinde de yer verilmiştir.1 Zchcbî'nin hayatı ve ilmî şahsiyeti üzerinde çalışmak istiyenlerin gözardı etmemesi gereken teliflerden birini de Abdurrahman en-Nahlâvî'nin yaptığını görüyoruz: el-İmâm ez- Zehebî (Dımaşk 1408/1988). Kitabımızın dizgisi sırasında elimize geçen ve yeteri kadar inceleyememekle beraber özellikle Zehebî'nin eserleri konusunda istifade ettiğimiz bir çalışmayı da Abdüssettâr eş-Şeyb yapmıştır (Dımaşk 1414/1994). el-Hafız ez-Zehebî adını taşıyan ve 500 sayfanın üzerinde bir hacme sahip olan bu kitabın da değerli ve önemli bir inceleme mahsulü olduğu anlaşılmaktadır. 1 Dr. Beşşâr Avvad Ma'ruf'un bu kitabında yer alan ve Zehebî'nin eserleriye ilgili olan bölüm (s. 139-276) incelenirken Kāsım Ali Sa'd'ın Şafahât fi tercemeti'l-Hafız ez-Zehebî adlı kitapçığının (Beyrut 1407/1986) "el-Tezyîl ve'ı-ta"ķīb ve'l-istidrâk talâ mâ zekerehu ed-Doktor Beşşar Avvad Ma'ruf min teşânîfi'z-Zchebî ve âsarih" başlığını taşıyan ikinci faslının (s. 21-36) birlikte ele alınması faydalı olacaktır. - 12 - i Diyanet İşleri Başkanlığı görevinden emekli olup İstanbul'a yerleştikten sonra Zehebî'nin bu eseriyle ilgili çalışmalarıma yeniden dönerek tahkike başladım. "Türkiye Diyanet Vakfı İslâm Araştırmaları Merkezi'nde yürüttüğümüz İslâm Ansiklopedisi'nin telif ve redaksiyon çalışmalarına iştirak etmem ve bu müessesedeki idarî görevim sebebiyle tahkikin sonuçlanması gereğinden fazla zaman aldıysa da çok şükür eserin bu hüviyeti ile okuyucuya sunulması mümkün olmuştur. : Bu kısa açıklamadan sonra Zehebî'nin hayatı ve onun bu eseri --- -- üzerindeki incelemelerimize yer verilecek, tahkik sırasında takip ettiğimiz metot hakkında kısa bilgi sunulacaktır. .. Müellifin diğer eserleriyle ilgili incelemelerimiz, Arapça olarak : düzenlediğimiz mukaddimede yer aldığından (bk. I, 36-65) burada tekrarında fayda görülmemiştir. Eserin aslına uygun olarak neşri için gereken gayreti göstermemize rağmen bazı sehiv ve hatalara düşmüş olmamız tabiidir. Ehl-i ilmin bunları tesbit ettikçe bildirmeleri, ileriki baskılarda daha iyiye ulaşmamız için tenkitlerini lutfetmeleri bizi sevindirecektir. Gayret bizden, tevfik Allah'tan ... İstanbul Dr. Tayyar Altıkulaç 9 Mayıs 1995 (9 Zilhicce 1415) -. 11 - Bunun üzerine en geliştirilmiş metne sahip olan Millet nüshasını esas alarak eseri tahkik etmeye karar verdim ve 292 varak olan bu nüshayı istinsah ettim. Tam bu sırada eserin neşredildiğini öğrendim (Kahire 1969). Muhakkiklerin başına sıkça gelen bu durum karşısında verdiğim bunca emeğe rağmen üzülmedim. Aksine bu kıymetli eserin bir an önce gün yüzüne çıkmış olması sebebiyle sevindim. Ancak muhakkikin hangi nüshayı csas aldığı konusu önemli idi. Aradan birkaç yıl geçtikten sonra ancak temin edebildiğim bu matbu nüshayı inceledikten sonra gördüm ki muhakkik Paris, Berlin ve İstanbul (Millet ve Köprülü) nüshalarını görmediği gibi, eseri mesuliyet duygusundan uzak bir şekilde ele alıp heçlemiş. Ve yaptığı işe tahkik demek gerçekten imkânsız. Baştan sona kadar dikkatsizliğin örnekleriyle dolu. Bu durum karşısında çok üzüldüğümü ve cserle ilgili çalışmalarımı durdurduğum için derin bir pişmalık duyduğumu burada belirtmeliyim. Ancak o yıllarda üstlendiğim devlet hizmetleri bu çalışmayı yeniden cle almama izin vermedi. Derken bu kıymetli eserin üç kişilik bir heyet tarafından yeniden tahkik edilip neşredildiğini öğrendim (Beyrut 1404/1984). Bu baskıdan bir nüsha temin ettiğimde memnuniyetle gördüm ki bu bir ciddi çalışma ürünüdür. Ancak ne yazık ki çok değerli kaynakları ilim âlemine sunmalarıyla tanınan bu muhterem zevat da (Dr. Beşşâr Avvad Ma'rûf, Şuayb el-Arnaût ve Salih Mehdî Abbâs) eserin Paris ve İstanbul nüshalarını görmemişlerdir. Yani eserin bu baskısı da eksiktir. Mücllifin daha sonraki yıllarda yaptığı ilâveleri, takdim tehir gibi tasarruflarını ihtiva etmemektedir. Hemen her biyografide verdiği ek bilgiler bir yana, esere sonradan ilâve ettiği 500'e yakın biyografiden de mahrumdur. Durum bu olunca İstanbul Millet Kütüphanesi'nde bulunan nüshayı esas alarak muhakkiklerin bu neşrinden yaklaşık 15 yıl önce başlayıp durdurduğum çalışmayı yeniden cle almanın gerekli olduğu kanaatine vardım. Bu sırada eserin İstanbul Beyazıt Devlet Kütüphanesi'nde bir nüshasının daha bulunduğunu tesbit ettiysem de, kimyevî bir oluşum sebebiyle yaklaşık 70 varakı yanıp kararan ve elimde mikrofilm ve fotoğrafı mevcut Paris nüshasıyla tam bir paralellik arzeden bu nüsha üzerinde çalışmak mümkün olmamıştır. - 10 -