Indexed OCR Text

Pages 521-540

37
G. Flügel'in mukaddimesi
38
yese etmek iktiza eder. Eserin bir nüshasının da
Dresden'de mevcut olduğunu, dostum Fleischer 'in
Dresden Kırallık kütüphanesi şark el yazmaları ka-
taloğuna yazdığı mukaddimeden öğreniyoruz. Bunda
s. IV te şu satırları okuyoruz: "Bu eser (yani
Hacı Kalfanın kitabı) bizde vardı. Ne zaman-
dan beri noksan olduğunu biliyoruz. Ve kimde
olduğundan şüpheleniyoruz; fakat bu kadar ağır bir
meselede ancak bir şüphe ile bir kimseyi açıkça
itham etmeyi doğru bulmuyoruz. "Biz de bu söz-
lere bir şey ilave etmek istemiyoruz. - Cambridge
Üniversitesi İbranî Profesörü Muhterem Lee'nin
İbni Batuta seyahatnamesinin İngilizceye tercümesinde
(The travels of Ibn Batuta) s. XVI da, başka
eserler meyanında istifade ettiğini söylediği ve
adimi خلاصة تحقيق الظنون فى شرح المتون olarak tesbit ey-
lediği nüshadan bahsetmek lâzımdır. Muhterem Lee
şöyle der: „ a biographical dictionnary, apparently
an abridgment of Haji Khalfa; but of this I am
not certain, as the copy of Haji Khalfa with
which I have compared it, contains scarcely half
the number of works of which this gives some
account. I suspect, however, that this copy of
Haji Khalfa is only an abridgement itself. The
Epitomator's name is Kamal Oddin Abu Futuh
Ibn Mustafa Ibn Kamal Oddin Ibn Ali El Sidiki.
The book is in Mr. Burckhardt's collection."
(Biografik kamus, görünüşe göre Hacı Kal-
fa'nın bir zübdesi, fakat bundan emin değilim, zira
Hacı Kalfa'nın mukayese ettiğim nüshası, bunda,
haklarında malûmat verilen eserlerin ancak yarısını
ihtiva etmektedir. Fakat Hacı Kalfa'nın bu kop-
yasının ancak bir hulâsa olduğundan şüphe ediyo-
كمال الدين ابو فتوح بن مصطفى بن rum. Telhis edenin adi
كمال الدين بن على الصديق در.)
Kitap, Mr. Burckhardt'ın kolleksiyonunda bu-
lunmaktadır. Kolayca anlaşılacaktır ki bu Cambridge
hulâsası, ya Paris vė Kopenhag hulâsalarının, yahut
ta -- ki bu o kadar· akla yakın değildir - Berlin ve
Petresburg hulasalarının aynıdır. Kitabı kısaltarak
telhis edenin ismi diğer nüshalarda yok iken, bu-
rada zikrolunmuştur; onun için bu nüsha, metnin
tesbiti hususunda fazla bir fayda vermesi melhuz
olmamakla beraber, yine yakinen tetkik edilmeğe
lâyıktır. Bir de bugün muhterem Frehn'den aldığım
bir mektuptan, yukarıda zikrolunan nūshadan maada
Petresburg'ta İtalinski kütüphanesinde ikinci bir
nüshanın mevcut olduğunu haber aldım.
Kitabın bu nüshalarından maada Avrupa kū-
tüphanelerinde başka nüshalarının bulunup bulun-
madığını bilmiyorum. İstanbul bundan müstesnadır;
Ayasofya (آياصوفيه)nIn elimde bulunan kataloguna
nazaran, burada "Tarih ve biografya kitapları,, ola-
(- كتاب التواريخ والسيد - ) ;rak gosterilen eserler sirasinda
اسامى كتب لكاتب جلي .unvanh bir nusha vardir
Aynı zaınanda Halet Efendi kütüphanesınde, filoloji
kitapları . SLl - arasında aynı unvanı taşıyan bir
nüsha vardır.
Bundan maada eseri şarkta tedarik etmege yay-
ret etmiş insaniardan, gayretlerinin muvaffakıyetle
neticelenmediğini işittim.
Şimdi kitabın müellifi hakkında birkaç söz söy-
lemek zamanı gelmiştir, sanımın; fakat onun mezi-
yetlerini burada sayacak olsam bir ınukaddimnenin
sınırlarını aşardım. O, hiç şüphe yok ki zamamının
âlimleri arasında en ıneşnuru idi ve ilini ve meleke-
leri ile muasıriarının elinden zafer ikliilerini kolayca
alıyordu. Birçok büyük eserier yazdı, fakat irfanı
yazdığından daha fazla idi; kendisi, kalerne aldığı
başka kıtapları kamusta zikrediyorsa da, eserierinin
bazılarını meskût geçiyor. Bu adamım hayatını bir
çok muharrirler anlatmıştır. Fakat bilhassa kendisi
hakkında söyledikleri itimada şayan telakki edil-
mektedir. Bunu 3L15l ;- adlı eserinin sonunda buluyo-
ruz. Burada noksan olanların listesi Hacı Kalfa'nın
Takvim al-Tavārīķ kitabının naşiri tarafından 1146
senesinde (yani miladî 1733 senesinde) İstanbul'da
neşri sırasında kitabın başına konmuştur. Burada,
yalnız hayatının mühim olan safhalarının mutalea
olunmasına müsaade olunsun, eserinin hayatına ait
faslı bir çok lisana çevrilmiş olduğundan, bu adamı
daha etraflı surette tanımak yolları geniştir ve açık
bulunmaktadır [1].
Kâtib Çelebi tesmiye olunan ve Hacı
Kalfa diye meşhur olan Mustafa b. Abdullah'ın
İstanbul'da hangi yılda doğduğunu bilmiyoruz [2].
1032 senesinden itibaren (bu sene 26 birinci teşrin
[1] Bütün bu tercüme-i hal, muhterem Hammer'in, Synopsis
encyclopaedica doctrinarum Orientalium adlı eserinin başına
konmuştur ve eğer yanılmıyorsam, James Mitchell de, The
History of the maritime wars of the Turks, translated from the
Turkish of Hajt Khalifeh aalı escrine dercetmiştir. Bundan
maada, krş. Koehler, Eichhornos Repertorium (III, 277 - 84).
- Wahl, Iran Tarihi, s. 157 v. d., s. 183, s. 188. - Riske
Otobiografi. s. 161 - 62 ve su eserinde : Prodidagmatis ad Hagjt
Chalifae librum memorialem rerum a Muhammedanis gesta-
rum (Koehler tarafından neşrolunan Suriye Salnameierinde) .-
Galland, Bibliotheque d'Herbelot ya yazdığı öteuzde. - Beck,
M, d'Ohsson'nın Tableau general de l'Empire Ottomar
tercümesinde (c. I, 569); Toderini, Letterature Turchesca (III, 27)
ve Hausleutner, aynı eserin almanca tercümesinde (II, 182 v.d.);
De Rossi, Dizionario storico degli autori arabi, Hacı Kalfa
maddesinde, s. 88. Jos. von Hammer, Osmanlı Ddevleti tarihi
VI, 46 v. d .; - Renaudot, Historia Patriarcharam Alekxandrinorum
1. 536. - Petis de la Croix, Histoire de Timar Bec mukad-
dimesinde s. XXXV v. d. - Biographie universelle de Hacı
Kalfa maddesi ve Hammer, de Sacy vesaire gibi bu muellifi
söz arasında fevkalade sık zikreden muharrirler.
[2] Kâtib Çelebi'nin, Sullam al-vasal adlı eserinde kendi-
sinin 1017 yılının zilkadesinde doğduğunu söylediği hayatı hak-
kında verilen malumat sırasında yazılmış idi. (M. Ş. Y.)

35
G. Flügel'in mukaddimesi
36
وستين بعد الألف رحمه الله تعالى رحمة واسعة والحمدلله وحده وصلى الله
على من لا فى بعده وعلى آله واصحابه وازواجه واحبابه وسلم تسليماً كثيراً.
Bundan sonra mütercim devam ediyor:
«Achevé de traduire d'Arabesque en François
le 3. Octbr. 1699 ou le 8 e de Rabyulakhir 1111.
Par François Pétis, sécretaire Interprète du Roi en
langues orientales, et Lecteur et Professeur ordi-
naire de sa Majesté en langue Arabesque au Col-
lège Royal de France à Paris.
Fin.
Achevé de copier le texte Arabe sur les deux
Exemplaires originaux venus de Constantinople
scavoir l'un bien écrit et mal orthograhié apporté
par le R. P. Bensier Jésuite et l'autre mal écrit et
bien orthographié par le feu S. d'Hermanges, me-
decin du Grand Vizir Koprolioglu et depuis de
son Altesse serenissime Monseigneur le Comte de
Touloze (?) Amiral de France ce 19. Août 1702.
Achevé d'Ecrire les matières et auteurs aux
marges le 11. Août 1703.
Achevé l'Index ou Table des matieres par
Alphabet le 26. Mars 1705.»
( Arapçadan Fransızcaya tercümesi 3 birinci
teşrin 1609 yahut 8 rebiülâhır 1111 de tamam-
lanmıştır. Mütercim: Francois Petis kıralın şark
lisanları mütercim-kâtibi, College de France'ta kıralın
arapça lektör ve ordinaryüs profesörü )
Son
Arapça metnin istinsahı, 19 Ağustos 1702 de
itmam edilmiştir. İstinsah, Istanbul'dan gelen iki
orijinal nüshadan yapılmıştır : bunlardan, iyi yazılmış
fakat imlâsı bozuk olan bir tanesi Cezvit papazı
muhterem Per Bensier tarafından; fena yazılmış
fakat imlâsı düzgün olan diğeri, evelce sadrazam
Köprülü-oğlu'nun ve sonra Fransa Amiralı Faha-
metmeap Kont de Touloze (?) un hekimliğinde bu-
lunmuş olan müteveffa S. d'Harmanges tarafından
getirilmiştir.
Kenarlara maddelerin ve müelliflerin yazılması
1703 te, Fihrist, yahut alfabe sırası ile mündericat
listesi, 26 mart 1705 te itmam olunmuştur).
Bu sözlerden anlaşıldığına göre Pétis 'in S nüs-
hasını kullandığına şüphe yoktur; fakat diğer nüs-
hanın E nüshası olup olmadığı hakkında kat'î bir
söz söylemeğe pek cesaret edemiyorum.
Nisbeten büyük kıt'adaki el yazıları arasında
161 numarada bulunan Berlin nüshası, oldukça uzun
ve kıymetsiz bir hatimeyi ihtiva etmektedir ki bu-
nun nihayetinde şu ibare bulunmaktadır:
ووافق الفراغ من رقم هذا المجموع المبارك يوم الجمة الاعن الازهر
خامس عشر شهر صفر من شهور سنة ١١٦٧ ألف ومائة وسبعة وستين
من هجرة من له العز ومنتهى الشرف صلى الله عليه وآله وصحبه وانصاره.
Müstensihin ismi görülmüyor; tahrir işinin sonu
1167 senesi safer ayının (yani hıristiyan takviminde
1754 senesinin ) ortalarına düşer.
Kamusun bu el yazılarından başka, birkaç ta-
nesi de Felemenk ve İtalya'da bulunmaktadır. Bir
çok âlimler bunları işlerine yarıyacak surette kul-
lanmışlardır. Bir misal olarak şunu zikredelim ki
muhterem Hamaker'in „Specimen catalogi" ' sini
tanzim ederken istifade fırsatına nail olnuğu nusha,
kitabın mukaddimesinden öğrendiğimiz vechile,
şüphesiz en yüksek evsafı haizdi, ve bundan oku-
yabildiğim parçalar, meselâ : s. 246-247 deki
kısım, bizim B nüshamızın harfiyyen aynıdır. -
Şimdi, sözü geçen İtalya nüshası, Bologna'da „Bib-
lioteca Marsigliana“ 'da muhafaza olunmaktadır. Bu
nusha Mihaelis Talhman tarafından, Kont Aloysius
Ferdinand Marsigli 'nin kısmen Türklere karşı son
savaşta, kısmen de İstanbul 'a yaptığı seyahatte
topladığı şark el yazılarının listesinde (Viyana, 1702)
nr. 2 s. 5 te tasvir edilmektedir. Bu nüsha üç
ciltten ibarettir. Eserini okuyucularına tavsiye ve
metheden muharrir şunu ilâve ediyor: , Hâtime
yerine konan aşağıdaki fihrist, bu üç ciltte elif-
banın herhangi bir harfi ile arapça, farsça ve türk-
çe ne kadar kitap ismi başladığını - ileride daha
iyisi yapılıncaya kadar - gösteriyor". Eğer daha
kolay elde edilebilecek bir kitaba müracaat ederek,
kitapların hesabının yanlış bir netice verdiğini an-
lamak istiyorsak, Assemani 'nin Biblioteca Orienta-
lis Clementino Vaticana 'sı, 1 633 'e müracaat edelim.
Orada kitabın mukaddimesinin muhtevası bildiril-
mektedir. Vatikan kütüphanesinde saklanan nüsha,
XVIII. asrın başında Marsigli nüshasından yapılmış
bir istinsahtır; Marsigli'nin „el yazıları ve matbu
kitapları şimdi Bologna İlimler Enstitüsü kütüpha-
nesinin bir kısmını teşkil etmektedir." Metni, ınısırlı
Clemens Caracciolo yazmıştır ; Assemani 'nin, s.
632 de işaret edilen eserde dediği gibi, bu adam
Malta'da esir edildiği sırada İslâmlar arasında
imamlık vazifesi görürmüş, yakınlarının itirazlarına
rağmen hıristiyan olmuş, Malta 'nın muhterem In-
quisitor 'u (dinî mahkeme reisi) tarafından Roma'ya
gönderilmiş, orada, pek mukaddes Papa'nın (Cle-
mens XI) emsalsiz lûtfuna mazhar olmuş, refah ile
maişetini temin için Papa 'dan aylık bir. tahsisata
nail olmuş ve arapça eserlerin istinsahı ile iştigal
etmiş. Assemani'nin daima ve mükerreren mevzuu-
bahs ettiği iki nüsha, yani Bologne ve Roma nūs-
haları hakkında Marrius [1] ile Adler [2] i muka-
[1] Cardonne'nun Histoire de l'Afrique et de l'Espagne
sous la Domination des Arabes adlı eserinin almanca tercüme-
sine yazdığı önsöze bakınız, S. 16.
[2] Iter. Bibl. critici, S. 51

34
G. Flügel'in mukaddimesi
33
Bundan anlaşılıyor ki, 'Muhammed b. Sayyid 'İsa
Sihrani'nin Dımışk hâkimlerinden Senaî tahallus et-
miş Ahmed Efendi'nin nefine olarak yazdığı yazı,
1139 senesinin cemaziulâhırinda (yani 1727 sene-
sinde) itmam edilmiştir.
Şark akademisi kütüphanesinde 352 numarada
kayitli B nüshasının sonunda şu metin bulunmak-
tadır:
قد اتفق الفراغ عن تصحيح هذا الكتاب بمون عناية الملك
الوهاب المشتهر بأسماء الكتب لدى اعيان الافاضل والكتاب وقد
امرفى بتصحيحه من هو ولى للعلماء الاعلام وصدر الفضلاء النبلاء الفحام
والحال ان النسخ من هذا الكتاب قد تطرق فيها التحريف والتصحيف
بكثرة الاستكتاب وامتثلت امره بين الاقدام والاحجام لعلمى بما انطوى
عليه من الاحجام مع مافى من العجز والقصور والتى والفتور واشتغال
الافكار ومصابرة الاقدار فاعتمدت على عوايد مولاى الجليل فى اقداره
الجميل فشمرت ساعد الاجتهاد واخذت فى تحرير ماله قد أشاد بعد ان
حصلت مسودة المؤلف ليكون الغلط من النساح اذا الغالب عليهم ان
يكونوا للكتب مساخ فتتبت كل مافيه من كتب او رسائل وحواشٍ
وشروح ومراسل بمراجعة كتب الطبقات والتواريخ التى تنوف عن
أربعمائة مجلد حتى جعلت كل كتاب بربه مؤيداً وحررت وفيات المصنفين
الامجاد بعد أن كانت متفاوتة الاعداد وربما كان بعضهم خال عن ذكر
زمن الوفاة فذكرته ليكون مكملا غير مفتقر لما سواء وأدرجت على
ترتيب ماصنف بعده مما يعد وما فاته من الكتب والحواشى مما يوجد وكل
ما ذكر فيه من بعد تاريخ وفاته فهو مضموم وما فاته مصنفه مما الف
قبله فهو مفهوم حتى أشرق تمامه فى وقت الاشراق من يوم الاحد الرابع.
من شهر ربيع الاخر لسنة سبعين ومائة بعد الالف السابع فنسأل الله
سبحانه أن يجيزنا عليه من كرمه العميم وان يجزل صلتنا يرحمته انه البر
الرؤى الرحيم وصلى الله على سيدنا محمد وآله وصحبه وسلم تسليما
والحمدلله رب العالمين.
Bundan, bu nüshayı en iyiler arasında saymak-
ta, neden dolayı haklı olduğumuzu öğreniyoruz.
Yazıcının, yahut metni yazmış olan âlim kimse
onun gözü önünde, müellifin ilk müsveddesi bulu-
nuyordu; bu zat Hacı Kalfa'nın kamusunda
mukayese ve itmama muhtaç görünen noktaları
mukayese ve itmam etmek için dört yüzden fazla
cilt okumuş ve böylece kendi ifadesine nazaran,
kitaplarim bozucusu* adim verdigi, مساخ الكتب
.Ül ¿L'lerin fevkalade sık istinsah edilmiş olan
bu kitapta yaptıkları yanlışlardan içtinap etmiş.
Demek oluyor ki, Şark akademisi bu İstanbul nüs-
hasına sahip olmakla iftihar etmekte, tamamen
haklıdır. Bu nüsha, yanılmıyorsam, 1400 kuruşa
satın alınmış ve 1757 senesinde yazılmıştır ;
üzerinde şu başlık bulunmaktadır: „Hoc manus-
criptum accepit academia LL. OO. gratiose pro-
curante III.mo Dmo Barone Ottenfels - Gschwind, In-
ternuncio C. R. A. M. tjs ad Portam Ottomanicam,
anno 1827, quod prius erat Domini Ismail Ferruch
Efendi, quondam Legati Ottomanici ad aulam Bri-
tannicam.„. (Şark lisanları akademisi bu el yazısını,
Avusturya Hükümdarı Haşmetlû İmparator ve Kıra-
lın Babıâli nezdindeki büyük elçisi, Asaletlû Baron
Ottenfels-Gschwind cenaplarının lûtufkâr himmetle-
riyle, 1827 senesinde elde etmiştir; evelce, Britanya
kırallığı nezdinde esbak elçi İsmail Ferruh Efendiye
aitti).
Sylvestre de Sacy cenaplarının hemen hemen
daima kullanmış oldukları Paris nūshası S, Mehmed
Efendi isminde biri tarafından 1091 (1680) senesinde
yazılmıştır. Zira sonunda şunu okuyoruz:
-Bundan bas . تم هذا الكتاب فى يد الفقير محمد سنة ١٠٩١
ka bir şey yoktur. E nüshasından bahsetmek
için bir sebep mevcut değildir. Bozukluğunu yuka-
rida mevzuubahs ettik. Son olarak, biri metni,
ikincisi bir tercümeyi ve üçüncüsü fihristi ihtiva
etmek üzere üç ciltten müteşekkil Paris nūshası,
biraz evvel gördüğümüz gibi Pétis de la Croix
tarafından yazılmış ve birinci cildin yazılış tarihi,
şu kelimelerle tespit oluştur:
Ce livre a été écrit et publié à l'impromtu par
Pétis.
Achevé de traduire d'Arabesque en François
le 4. Sept. 1698, scavoir le 28. safar 1110. Par
François Petis Secr. Interp. du Roi en langues
Orientales et professeur en langue Arabesque au
Collège Royal de Paris.
Achevé de copier l'Arabe à côté le 18. Jun.
1702.
Achevé de mettre les marges de ce Tome le
29. Janv. 1703 [1].
Achevé l'index de ce Tome le 25. Novbr, 1703.
(Arapçadan fransızcaya tercümesi 4 eylül 1698
de, yani 28 safer 1110 da tamamlanmıştır. Yapan
François Pétis, kıralın mütercim - kâtibi ve Paris'te
kıralî kollejde arapça lisanı profesörü,
Yandaki arapçanın istinsahı, 18 haziran 1702 de
tamamlanmıştır, Bu cildin haşiyeleri, 29 ikinci kânun
1703 te itmam edilmiştir [2].
Bu cildin fihristi 25 ikinci teşrin 1703 te itmam
olunmuştur).
İkinci cildin sonunda şunu buluyoruz: lie į
Buda, noksan olan tahrir senesi . الكتاب فى يد الفقير محمد
müstesna, S nüshasında gördüğümüze tamamen te-
vafuk etmektedir. Fakat şunlar da ilâve olunmuştur:
قد استراح قلم الفقير حسين بن مصطفى الحسينى ملهاد (أ) الحلى
من هذه النسخة من نسخة سقيمة مغلوطة مع اصلاح بقدر الامكان فى
خامس شهر رمضان سنة تسع وثمانين والف من هجرة من له العز
والشرف وأظن ان المؤلف وفاته كانت فى سنة ست وستين او سبع
[1] Bu kitap. Petis tarafından yazılmış ve neşredilmiştir.
[2] Bu zat, her faslı mutales ettiğini, derkenar olarak
göstermeğe gayret etmişse de, mumaileyhin bu teşebbüsünde sık
uk yamıldığını teslim etmeliyiz.

32
G. Flügel'in mukaddimesi
31
boşa çıkmıştır. Nihayet, Devlet kütüphanesinin
üçüncü nüshasına geçiyorum; bu, pek büyük kıt'a-
da iki cilt teşkil etmekte olup Petis de La Croix
tarafından tertip edilmiştir; metnin karşısında fran-
sızca tercümesinin de bulunduğu malûmdur. Metnin
nereden istinsah edildiği, aşağıda, mütercimden öğ-
renilecektir; lâkin şunu haklı olarak iddia edebile-
ceğime kaniimdir ki, mumaileyh, bir çok yerde, ev-
velce zikredilen metinlerde mevcut haşiyelerdeki
tarzdan başka bir tarzı iltizam etmektedir. Pétis de
La Croix, tercümesinin kenarına copil. kelimelerini
koymuştur; kullandığı metinlerin yanlışla dolu oldu-
ğunu göz önünde tutarak, bu zatın, müellifi anla-
mıya muktedir olmadığını ve hakikaten de anlama-
mış olduğunu istintaç ediyoruz. Bu cihetlere biraz
daha aşağıda yakinen temas edeceğiz.
Büyük kütüphanede [1] hıfzolunan bu nüsha-
lardan maada, muhterem Sylvestre de Sacy'nin,
(Notices et Exraits, VIII, 200 v.d .; krş. ayn. esr.,
VII, 25), etraflıca tasvir ettiği nüshayı da gör-
düm. Fakat bu, Askerî müze kütüphanesinin,
şark elyazıları meyanındadır, ve üzerindeki ser-
levha birçok âlimleri aldatmıştır. Metnin, pekaz
yerinde de olsa, gayri kâfi ve bozuk olan haşiye-
lerini düzeltmeğe salih bir çare bulurum ümidi ile,
bu cildi de sonuna kadar tetkik etmek istiyordum;
fakat bu hususta hiçbir ümide kapılmamam lâzım
geldiğini, daha ilk sahifelerde gördüm; bu sebeple
de tasavvurumdan sarfınazar ettim. Sylvestre de
Sacy'nin, kitap hakkında yürüttüğü mülâhazaların
doğruluğuna kanaat getiren kim olursa olsun,
vaziyetin böyle olduğunu, kolayca teslim edecektir.
Bibliyografik kamusumuzdan iktibas olunmuş kata-
loğun bir nüshası da, Kopenhag'ta mevcuttur. Bu,
ne kadar tahmin edebilirseniz o kadar zayıftır. Bu
şehirde, şark el yazıları kütüphanesinde, 13 numa-
rada, büyük kıt'ada bir nüsha zikredilmektedir;
bu nüshanın üzerinde şu serlevha yazılıdır:,
,meshur Arap, Fars": كشف الظنون عن أسماء الكتب والفنون
Türk kütüphanesi, yahut HacıKalfa. 1762=1176
senesi, 21 Temmuz. Kitabın mahfazasının üzerinde,
su yazi vardir :دفتر الكتب فى جامع الأزهر (Nieb., yani
kitap Niebuhr tarafından Kopenhag 'a getirilmiştir.)
Hacı Kalfa'nın kitabının başından, hiç şüp-
hesiz, birçok macera geçmiştir; bunu, her şeyden
önce, eserin başka bir hulâsasının mevcudiyetinden
anlıyoruz; bir nüshasını Berlin kütüphanesinde gör-
düğümüz bu hulâsa, oldukça büyük kıt'ada bir
nüsha olup ( nr. 161 ) muhterem Ehrenberg tara-
fından şarktan getirilmiş ve akademiye takdim
olunmuştur. Akademi, bu nüshanın Kırali kütüpha-
nede hıfzolunmasını arzu etmiştir. Kitabı, başından
[1] Yani Paris Devlet kutuphanesinde (Rohde-Hızır).
sonuna kadar tetkik nazarından geçirdim ve üze-
rinde çalışmak için birkaç ay sarfettim, ve gördüm
ki, hem Hacı Kalfa'nın eserinde mefkut olan,
hem de şayanı kabul olmayan ·birçok şeyi. ihtiva
etmektedir. Hâşiye ve ilâvelerin gelişi güzel uydu-
rulduğu gözüküyor; bunların hiçbir vecihle itimada
şayan olmadığı ve bir esasa istinat ettirilmemiş olduğu
ilk bakışta anlaşılabilir. Bilhassa eserdeki adetler
dikkatle gözden geçirilirse bunların çok defa, doğru-
luktan inhiraf ettiği görülür. Bir taraftan yanlış
ilâveler yapılmış olduğu gibi, diğer taraftan Hacı
Kalfa'nın eserinde bulunan birçok noktalar da
burada yoktur. Bu cihet, hâşiyelerde görülecektir.
Zira háşiyelerde, iddiamı en bariz bir surette ispat
eden yerleri, zikredeceğim. Binaenaleyh, Berlin
nüshasına kör körüne itimattan çok sakınmak ge-
rektir. Böyle bir eserin, kimin tarafından, nerede ve
ne maksatla vücude getirilebildiğini, istiyen mey-
dana çıkarsın. Kitap, sonunda okuduğumuz veç-
hile, 1160 senesinin safer ayında ( yani 1753
senesinin sonlarına doğru ) yazılmıştır. Müstensihin
adı ile, yazıldığı yer zikredilmemiştir. Romanzow
kütüphanesinde hifzolunan ve muhterem Fraehn
tarafından birkaç defa zikredilmiş bulunan, Petres-
burg nüshası da, metinden, mutat şekildeki inhi-
rafları arzetmektedir; ve bu âlim, bizim nūshamızı
tetkik edince, her iki kitap arasında ne gibi bir
münasebet mevcut olduğunu kolayca görecektir.
Bir misal olarak şunu ilâve etmeme müsaade olun-
sun : muhterem Fraehn tarafından (İbn Fazlan ese-
rinde, s. L) zikrolunan yer, Berlin nüshasındaki
mukabil parçanın harfi harfine aynıdır. Birçok şey-
ler de keyfî olarak ilâve edilmiştir. Ve bu zatın
işaret ettiği gibi, adetler dahi hatadan sâlim değildir.
Şimdi, kısaca ve acele tasvir ettiğimiz nüsha-
lardan, bunların tarihçelerini ve durumlarını doğruca
tesbite yarıyacak bazı parçalar doğrudan doğruya
alınacaktır. Böylece, okuyucu, bizzat bu ılar hakkında
serbest hüküm vermek imkânını elde edecektir. A
قد تم هذا الكتاب :nushasinin [1] sonunda su ibare vardIr
عن يدالعبد الضعيف المحتاج الى رحمة ربه الغنى محمد بن سيد عيسى
الصحرانى وقد وقع الامام عن كتابة هذا الكتاب فى يوم السبت
من شهر جمادى الآخرى سنة تسع وثائين ومأة بعد ألالف كتبته فى
خدمة أعلى العلماء وقدوة الفضلاء صانه الله وحفظه الله من كل البلاًء
اعنى المولى المعظم وولى النعم القاضى بدمشق الشام سابقا أحمد أفندى
المتخلص بالسنائى تضعنا باعلى هممه العالية وجعلنا ذهبا خالصا باكسير نظره
الجليه وابقاه الله واولاده عزيزاً وشريفاً بحرمة سيد المرسلين وآله
وأصحابه أجمعين والحمد والشكر والمنة لله رب العالمين تم الكتاب بعون الله
الملك الوهاب .
[1] Bk. ,, Codices Arabicos, Persicos, Turcicos Bibli-
othecae Caessareco - Regio - Palatinae Vindobonensis, recensuit
Joseph de Hammer. Vindobonne 1820. nr. 401, s. 40 - Fodi-
nae Orient. II, 418.

G. FLUGEL'İN LÂTİNCE KAŞF AL-ZUNÜN TERCÜMESİNE YAZDIĞI MUKADDİME
Şark edebiyatı kaynaklarından, doğrudan doğ-
ruya nasıl istifade edebileceğimi, daima, kendi ken-
dime düşünürdüm; onun içindir ki, bundan sekiz
sene evvel, dört senelik bir seyahate çıktığım za-
man, Joseph von Hammer 'i ve kütüphaneleri ziya-
ret etmek üzere evvelâ Vivana 'ya gittim. Burada,
hem İmparatorluk kütüphanesinde, hem de Şark
akademisinde ve bilhassa, ismini şimdi zikrettiğim
zatın kolleksiyonunda, en mükemmel el yazmaların-
dan mürekkep, toplu bir kolleksiyonu çalışmalarıma
açık buldum. Onun için, ilk ve en mühim vazifem,
serbest zamanımı, evvel emirde, hangi eserlerin kı-
raatına ve istinsahına hasretmem lâzım geldiğini
iyice tetkik etmekti. Şarkın, siyasî, edebî, tarihî ve
ilim şubeleri ile ayrıca alâkadar olmak istediğimden,
bu tarihlerin esaslı surette bilinmesine yarıyacak
kıymetli kitapların cümlesini, dikkatle gözden geçir-
dim ve böylece, Hacı Kalfa'nın ansiklopedik ve
biyoğrafik kamusuna, bütün dikkatimi temerküz et-
tirmiş oldum. Zira bu fevkalade kıymetli ve nâdir
eserden, Viyana'da iki nüsha hıfzedilmektedir; Av-
rupa 'nın bütün diğer memleketlerinin böyle bir şeye
malik olmakla iftihar edecek vaziyette olmadıkları-
ni, pekâlâ, biliyordum. Ve bunlardan (yani bu nüs-
halardan) istifade etmek vecibesi, benim için o
nisbette büyüktü. Şimdi, Şark akademisinin kütüp-
hanesinde bulunan nüsha, Viyana'ya geldiğim zaman,
henüz İstanbul'dan vürut etmemiş olduğundan, her
gün İmparatorluk kütüphanesini ziyaret ettim ve
orada hıfzedilen nüshayı, aynen ve harfiyen istinsa-
ha başladım: tam bu çalışmanın ortasında iken,
ikinci bir nushanın, masarifi Şark akademisince
temin edilerek, İstanbul'dan getirildiğini işittim ve
akademinin o zamanki çok kıymetli reisi muhte-
rem Höck'ten, onu mukayese ve istinsah etmek
müsaadesini rica ettim. Bu zat ile Vizenz von
Rosenweig, ricamı nezaketle kabul ettiler ve ben de
kitaptan altı aydan fazla bir zaman, rahatça ve ser-
bestçe istifade ettim. Kısa bir müddet zarfında
gördüm ki bu nüsha, yazısı daha okunaklı olduğu
kadar, metninin tagayyürden masun ve nüshanın
temiz kalmış olması yüzünden, Imparatorluk kütüp-
hanesindekinden çok üstün ve, biri ¿ harfinde mü-
himce, diğeri , harfinde daha ehemmiyetsiz iki
noksan mūstesna, tamamen kusurdan sâlimir. Bu
kusurlara ileride işaret edilecektir. Şerhte, akade-
-
mi nüshasının B harfi ile, İmparatorluk kütüphane-
si nüshasının da A harfi ile işaretlendirilmiş olduğu
görülecektir; bir de, hemen başlangıçta, okuyucuya
şunu hatırlatmama müsaade olunsun ki, bizim nüs-
hamızda kavs içine konmuş ne varsa, akademi
nüshasında (yani B de) mevcut olmakla beraber
asıl metne ait değildir. Bundan şu netice çıkar:
ya müstensih, bizzat çok okumuş âlim bir adam
imiş ve Hacı Kalfa'nın bilmediği ve ilave etme-
sini unuttuğu şeyleri ilâve etmiş; yahut ta müsten-
sih, âlim bir el tarafından yazılmış ve haşiyeler ile
doldurulmuş bir nüshayı istinsah etmiş ve bütün
bu haşiye ve ilâveleri, aynen kopya etmiş. Birinci
faraziyenin doğruluğuna, aşağıdaki maruzat şahadet
edecektir.
Hacı Kalfa'yı izaha yarıyacak bir takım
tenkidî yardımcı vasıtalarla mücehhez olarak, aynı
eserin Paris ve Berlin 'deki nüshalarını araştırmak
üzere, bu şehirlere gittim. Paris Devlet kütüphane-
sinde, üç nüsha bulunmaktadır. Fakat bunların hiç
biri, ne derunî ne de haricî yapı bakımlarından,
Viyanada 'kiler ayarındadır. Bunların, tarafımdan S
harfi ile işaretlendirilmiş olan en iyisi, her ne kadar
oldukça zarif bir hatla yazılmış ise de, metnin ken-
disi, - yazı hatalarını ve istinsah ettiği şeyi, ekseri-
ya, okumak ve anlamaktan âciz olduğuna şüphe
olmıyan müstensihin ihmâli yüzünden - o derece
yanlışla doludur ki, pek çok yerde, okuyucuyu şa-
şırtmaktadır; bu metin, ancak, haşiyelerin mukaye-
sesine ve zenginleştirilmesine yarıyabilir. Böyle ol-
makla beraber, bu metnin bazı şüpheli haşiyelerin
tesbitinde ve doğruyu yanlıştan tefrikte, bana olduk-
ça faydası dokunduğunu inkâr edemem. Bu şehir-
de, .bundan maada, aşağıda E harfi ile işaretlendi-
rilmiş bir nüsha daha vardır; bu nüshanın hemen
hemen, hiç bir kıymeti haiz olmadığını söylemek
doğru olur. Müstensih, bunu vücude getirmekle, ne
istediğini her halde bilmemiştir; başkaları da bunu
zor tahmin edebileceklerdir. Vakıâ, metinde bir ta-
kım yazılar, harfler görülüyor, fakat bunların arala-
rında, ekseriyetle, bir rabıta yoktur ve yazı o de-
rece mütereddittir ki, mana çıkarmaktan ümit kes-
mek lâzımgelmektedir. Müstensihlerin müştereken
yaptıkları hatalarla, daima yalnış okunagelmiş kısım-
ların tashihinde, belki bana yardım eder diye, bu
kitaba ne zaman baktımsa, her defasında gayretim

27
Kâtib Çelebinin İlmî Şahsiyeti
28
bu eserin aslı Carionis Joannis tarafından yazılmış
ve Melanchton tarafından ikmal ve tadil edilmiştir.
Eserlerinden Kaşf al-Zunun lâtince ve fransız-
caya tercüme olunduğu gibi Cihannumā'sı dahi
latinceye ve Takvim al-Tavārīh italyancaya tercü-
me edilmiştir.
Bu münevver gayr-i resmî müderris, talebesine
kosmoğrafya, hendese, hesap gibi akliyata ait ders-
ler, vererek ve bir taraftan da tarihî ve coğrafi
eserler vücude getirerek, muhitinde Aprupalılar sa-
yesinde yeni bir unsur hazırlamağa ve fıkhin cari
meseleleri üzerinde kalmış olan hocaları fıkıh
ile alâkadar olarak tertip ettiği kosmoğrafya ve
hendese sualleri ile oldukları yerden hareket ettir-
meğe çalışıyordu. Ne yazık ki bu büyük zat, henüz
elli yaşında bile değil iken birdenbire ölmüş ve
ilim âlemi büyük bir adamını kaybetmişti.
(M. Ş. Y.)

KÁTİB CELEBI'NİN HAYATI
Kâtib Çelebi'nin hayatını öğrenmek için kendi-
sinin Sullam al-ousul ilā tabakāt al-Fuhul [1] une
bakmak en doğru bir hareket olur. Bu zat; bu kita-
bının birinci kısmının sonunda kendi hayatının; bu
eseri telif tarihine kadar olan parçasını yazmıştır.
Burada şöyle söylüyor:
"Doğum ve neşet mahalli İstanbul olan Abdul-
lah oğlu Mustafa'yım. Mezheben Hanefî ve meşreben
İşrakıyim [2] beldemiz uleması arasında Kâtib Çe-
lebi: divan mensuplarınca Hacı Halife diye anılırım.
Bir kuluna Allah'ın kendisine vermiş olduğu nimet-
leri zikretmesi o nimetlerin şükrü cümlesinden ol-
makla Suyutî, Şa'ranî, Yakutu Hamevi, Şeyhülislâm
İbni Hacer vesair zatlar kitaplarının sonlarında kendi
hal tercümelerini zikir ve irat etmiş, bazıları da
bu hususta müstakil risaleler yazmış olmalarıyle on-
lara tabaiyyetle ve Rabbimin bana ihsan etmiş
olduğu nimetleri tahdisen ben de burada hal ter-
cümemi zikir ve irat etmekte bir beis gürmüyorum.
Validemden işittiğime göre, 1017 yılının zilka-
desinde doğmuşum. Babam Abdullah Enderuna
girmiş ve oradan mutat vazife ile çıkarak silâh-
darlar zümresine iltihak etmiş ve bu vazifeye kana-
atle seferlere gider, gelir olmuş idi. Kendisi salih
bir zat olup ulema ve meşayih meclislerine devam
eder ve geceleri ibadet eylerdi. Yaşım beş veya altı
olunca, Kur'an okutmak ve tecvit öğretmek için
bana Kırımlı İmam İsa Halifeyi muallim tayin etti.
Ondan Kur'anı ve tecvitten Mukaddime-i Ceze-
riyeyi ve Şurutussalât kitabını okudum. Sonra bu
okuduklarımı Mesih Paşa ve Zekeriyya Efendi Da-
rülkurrasında İbrahim Efendi ve Nefeszadeye ezber
dinlettim. Ve Kur'anın nısfını arz ile iktifa eyledim.
Bundan sonra Imam İlyas hocadan tasrif ve Avamil
okudum ve Bögri Ahmed Çelebi diye maruf olan
hattattan yazı yazdım. Yaşım on dörde gelince
[1] Müsliifin kendi yazısiyle olan bu eseri İstanbul'da Şehid
Ali Paşa Kütüphanesindedir. Sayı 1877.
[2] Marifeti ilahiyeyi istihsal etmek için nazar ve istidlâl
yolu olduğu gibi bir de riyazat ve mücahede yolu vardır. Birin-
ei yola salik olanlar bir peygamberin şeriatine tâbi bulunurlarsa
mütekellim namını alırlar. Bir şeriate tabi bulunmazlarsa bun-
lora Meggaun denilir. İkinci yola salik bulunanlar dahi riyazat
ve mücahedelerinde bir peygamberin geriatince hareket eder-
lerse onlara Sufiye denilir. Riyazat ve mucahedede bir peygam-
beris geristine muvafakat etmezlerse onlara İşrakıyyun derler.
Kopā! İştelābāt al-Funun, s. 406 - 407
İstanbul basması
babam, bana vazifesinden her gün için on dirhem
para vererek beni kendi zümresine ilhak ile divan
aklâmından Muhasebei Anadolu diye maruf olan
kaleme çırak verdi (1032). Bu kalemde bulunan
halifelerden az zaman içinde hesap kaidelerini ve
siyakat yazısını öğrendim. Askerin 1033 te Abaza
Paşa isyanına karşı gidişlerinde babamla bu sefere
iştirak ile, bu sene Kayseriye civarında vaki olan
muharebede bulundum (Tercan seferi). Sonra yine
babamla Bağdad seferine gittim (1035). Dokuz ay
devam eden muhasara müddetinde kıtlık, mağlû-
biyet ve ümitsizlik acıları içinde kaldım. Şu var ki,
bu felâketlere - şahsî olmayıp umumî olduğun-
dan - tahammul olunmustu. المصيبة اذاعمت طات - El
ile gelen dugun, bayramdir. (ذلك تقدير العزيز العليم - bu ;
aziz ve alîm olan Allah'ın takdiridir. 36 sure, 28
ayet).
Meyusen buradan dönüp Musul'a geldiğimiz
zaman, altmış yaşlarında bulunan pederim 1035 zil-
kadesinde vefat ile oradaki Camii Kebir makbere-
sine gömüldü. Bir ay sonra, Nusaybin kurbundeki
Cerrahlu menzilinde amcam da öldü. Buradan akra-
bamdan bazı zatların refakatiyle Diyarıbekir'e kadar
geldim ve orada kaldım. Babamın dostlarından
Mehmed Halife namındaki zat beni Sūvari Muka-
belesi diye maruf olan kaleme koydu.,
Kâtip Çelebi kendi yazısiyle bu eserinde haya-
tının buraya kadar olan kısmını yazmıştır. Buradan
aşağısını da en son eseri olan Mizan al hakk'ının
sonundaki otobiyoğrafisinden takip edelim:
"Bu fakir (1036) ve (1037) de Erzurum muha-
sarasında bulunup 1038 de asker-i islâm ile İstan-
bul'a geldi. Sabıkuzzikir merhum Kadızade Efendi-
nin iştiharı zamanı olmakla, bir gün geçerken, Sultan
Mehmed camiinde vâzına uğradım. Merhum muntaza-
mûlkelâm olup müessir sözler söyler ve işiten eblette
vâzı dinlerdi. Ekser sözü halkı ilm-i şerif tahsiline
tergibe müteallik ve cehilden necata sây için tahrid
olup ol hînde guya ki zimamı hatırı ele alıp ve
şugl-ü tahsil semtine cezbedüp götürü gitti. Valid
merhumun vasiyeti dahi bu husus olmağla görülen
mukaddimat-1 ulum-ı JT aliyeyi tekrar iadeye
şuru eyleyip az zamanda i'râp ve terkip meleke-
sine malik oldu. Ve şeyh-i mezburun dershanesine
varıp Husrev Paşa sefere gidince vâzını ve dersini
dinledi. 1039 da Hemedan ve Bağdad seferini

23
Kâtib Çelebi'nin hayatı
21
Düstur - ül - amel nam risale yazıldı [2] 1064 (1653) ve
1065 (1654) te kanunname ve müftiler - şeyhülislâm-
lar - hazzında mesail-i garibeyi, mufassal. fetvaları
رجم الرحيم بالسين والجيم nakil ve cem'ini mutazammin
yazılıp kütüphanede bulunan 300 cilt kadar mec-
mualardan fihriste çekilen 4000 kadar risale fevaidini
intihap maslahatına şüru olundu ve iki kıt'adan nice
mecmua meali yazıldı ve bir kıt'a da tevarih ve
tabakat nevadiri ve Lataif-i Nigariston-i Gifarī gibi
cemolunup ihtisar üzere yazıldı. 1066 (1655) da do-
nanma ahvali inkisarı bais olup kaptanların derya
cenkleri ve'seferleri ve bazı tersane ve derya ahvali
Tuhfat-al Ķibār'da yazılıp 1067 (1656) seferinde bu
risale tahrir olundu ve bu zamana gelince haftada
bir iki gün emr-i maaş hususu için kaleme varılıp
baki evkatı müzakere ve mütalea ve tahrire sarfet-
mek nimeti müyesser oldu. Ümittir ki bundan sonra
yine bakiyei ömür bu hal ile geçe ...
Mübeşşire : Bu risalenin tahrire şüru esnasında
1067 (1656) muharreminin yirmi dördüncü gecesi
leyle-i ahat ta Hazret-i Fahr-1 Âlem () rüyada bu
fakire göründüler. Bir sahrada erbab-ı gaza
heyetinde damen dermeyan edüp kılıç kuşanmışlar.
Avan ve ensar etrafta bait yerde idi. Huzuru şerif-
lerinde durup bazı mesail-i ulum istifade edüp ifade
buyururlar idi. Ancak hatırnişan bu oldu ki anlar
kaim fakir culus ile kıyam beyninde esna-i istifadede
rükbelerin takbîl edilüp : Ya Resulallah bu bendenize
bir isim telkin buyurun meşgul olam deyicek bu-
[2] Fezleke sahibi Kâtib Çelebi demekle meşhur Hacı
Mustafa Halife dahi Ukalayı Kuttap'tan olmağın meclisi meşve-
rette dahil idi'ana binaen دستور العمل لى اصلاح الخلل nam bir risale
yazıp bu maslahatı mühimmenin tedariki ne tarikle kabil idügini
beyan etmiştir. Lakin asrında kelâm-i hakkı isga ve mucibini
icraya müstait kabil-i hitap kimesneye karin olmadınğından risa-
leyi izhar etmemiş. Fezlekede der ki sonra Hüsamzade mufti
iken ol risaleyi talep eyledi yazıp verdim. Huzuru Humayuna
arzetmiş risalinizi padişahımıza okuyup ve okuttuk dediler, lâkin
mucibi amele gelmiyeceğin fakir biliip asla mukayyet olmadım,
belki zaman ile bir padişahı agâh olup anınla amel eyleyüp
fevaidini müşahede eyliye demiştir. Nefselemirde risalei mez-
bure bermuktazayı reyi sedit tedabiri nafiayı müştemil bir kitabı
müfittir. Hakir mutalea edup derurunda munderiç olan fevaidi
işbu tarihin dibacesinde bitamamiha derç ve tahrir etmişimdir.
Tarihî, Naima c. 5, s. 282-283.
yurdular ki ya peygamber ismine meşgul ol deyu
sözü savt-i âlâ ile söylediler. Bir mertebe ki samia
anınla dolup uyanıcak eseri baki idi. Bu rüyade nice
manaya işaret buyurdular. Ol ehl-i gaza heyetinde
damen dermeyen mütekallidi seyf görünmeleri küf-
far-ı hâksarın galebe suretin gösterip bazı adalara
müstevli olmağla cihat için tedariki iş'ar buyurdu-
lar. Fakir dahi selef gazavatını tahrir üzre olmağla
ol tasavvur zamirde caygir olmuş idi. Ve Peygam-
ber ismine iştigal ile emrin tevil ve tevcihi budur
ki bundan evvel dustur-i 'amal ahırında tamiye tari-
kiyle bir manaya işaret olunmuş idi. Bu esnada
iktıza hasabiyle ana müteallik umur tasavvuru var
idi. Bu lâfızda ana beşaret hasıl olup mutabık geldi
ve zınmında bir manaya dahi sarihan tenbih buyu-
ruldu. Tenbih bu ki sabıka bazı ulûm-ı şer'iye dersle-
riyle takayyüt olunur idi. Usul-i Fıkıh ve Fürû okutup
bazı meşayih tefsir ve hadis müzakere ederler idi ve bu
yakınlarda gelen talipler riyaziyat ve makulât ders-
leri okuyup meşruat kalmış idi. Ol derslere devam
ve şügl meşrepte
intihal vesilesidir. «Maksuda
vusul tarikında bizimle tevessül eyle yani sen;
ismu-llah'a talip isen ol matlaba vusul, bizim
tavassutumuz ile olur. Zira sen millîsin. Peygamber'in
ile tevessüle iştigal eyle ... » demekle tenbih buyur-
dular. Zira uçmağa cenaheyn lâzımdır. Bir kanatla
menzil alınmaz. Makulât ve meşruat cenaheyn me-
sabesindedir. Bundan sonra meşruat dersleriyle te-
kayyude azimet olundu. Allahü Taalâ Hazretleri
muvaffak eyliye ... »
Ne yazık ki, bakıye-i umrunu de ilme hasrede-
ceğini vadeden bu çalışkan ve değerli zatın bu
son eserinin sonundaki temennileri tahakkuk ede-
miyerek, bu yıl içinde 1067 (1656), henüz elli yaşına
gelmemiş iken, hayata veda etmşitir.
İstanbul Üniversitesi kütüphanesinde mevcut olan
(Yildiz, Sayi : 21 husust; yazma) معيار الدول ومسبار الملل in
sonunda Kâtip Çelebi'nin füceten vefat etmiş ol-
duğu görülmektedir.
Süleymaniye kütüphanesindeki Halet Efendi ki-
taplarından olan Macalla al - nisab (Sayı: 1168) ta
Kâtip Çelebi'nin Edirne'de vefat ettiği yazılıyorsa da
(varak : 362) bunun doğru olmadığını biliyoruz.
(M. Ş. Y.)

21
Kâtib Celebi'nin hayatı
22
Isfahanî ve Kazımir ve adab-ı bahis ve Fenarî ve
Şerh-i Tehzip ve Şemsiye derslerin istima etmiştim.
Ol aralıkta talipler sarf mukaddimatı ve mantıkta
Fenari ve Şerhi ve Şemsiye ve Cami ve Muhtasar ve
Faraiż ve Mültaka ve Durer derslerin okuyup kimi
itmam etti.
+
Kadımîr ve Şerh-i Makasıd umuru âmmesini oku-
dular. Bu esnada mizaca inhiraf gelüp ıslah-ı mizaç
ve ilâç için ilm-i tıbba iştigal olundu. Esbab-ı ruhaniye
ile mudavat için 'ilm-i Huruf ve Asma ve Havas
kitapları görülüp mizaca itidal geldi. 1057 bududun-
da Akhisarî Ahmed i Rumi oğlu Mevlana Mehmed
ki kavabil-i asırdan idi. Fakirhane kurbunda [1] sa-
kin olup riyaziyat derslerine müdavemet eyledi.
Hendesede Şerh-i Aşkal ve hesapta Ali kuşçu Mu-
hammediyesini okuyup zeyçten düstur-ı takvim is-
tihracı kaidesini gördü. Fennin müşkülâtı nazarında
bedihî derecesinde idi. Talib-i mezbur recasiyle ol
zaman Muhammediye'ye nısfına varınca bir şerh·i
memzuç yazmıştım. Fart-ı zekâ mühlik olduğu anda
ve veled-i fakirde müşahede olunup ikisi dahi vefat
ettiler. Şerh-i mezbur hali üzere kalup beyazına zihin
teveccüh etmedi. Mezburdan sonra beş, on talip
Muhammediye dersin okuyup şerhi tekmil reca et-
tiler. İstidatları ol mertebede olmamağla şevk-u
himmete fütur geldi. Uzlet ve inkıta zamanı inti-
haya karip olup sabıka yazılan Fezleke'nin fihristi
makamında olan Takvim - al - tevarih [2] türkî ve
farisî mülemma ve mücedvel bir tarz-ı mergupta
yazılıp iki ayda itmamına ericek 1058 evahirinde
Şeyhülislâm Abdurrahim Efendi, Veziriazam Koca
Mehmet Paşaya gönderip: Bunun çok mertebeye
istihkakı vardır, nihayet dünya hususunda dun
himmettir, mansıp ve cah istemez, tarikında mas-
lahatı ne ise asla tereddüt olunmayıp görüle ... [3]
deyu tenbih eylemişti. Zira merhumun dersine ha-
zır olup bazı musahabet-i ilmiye edüp risale vermiş
idim. Tamam mertebe kadrimi bilip gâhi davet ve
tevarihe müteallik umurda meşveret ederdi. Tevari-
he müracaat babında fakir ile iktifa etmişti. Paşay-ı
mezbure fakirin tarafı hilâfında olan eşkıya bezl-i
mal ve hilaf inha ile ret babında çok ameller ve
sâyler etmişlerdi. Muhalefete kadir olmayıp ihtiyar
olunan ikinci halifeliğe ru'us verdi. İlmin ve tevec-
cuhün bereketi anların malına galip geldi. Çok
[1] Mukaddimede Carullah Veliyyuddin Efendi kütüphane-
sinde bulunduğunu söylemiş olduğumuz müsvedde (sayı 1619)
nin zahrında mevcut olan bir yazıda Katip Çelebi'nin İstanbul'da;
Fatih camiinin şimal canibinde oturduğu görülür.
[2] İbrahim Müteferrika tarafından 1146 da İstanbul'da
basılmıştır.
[3] Bu nemekedan-i bezmi irfan ki fenn-i tarih kitaplarının
neticesi ve fihristi gibidir, musevvidi ez'afuzzuafa ve ahkarulhu-
lofa Hacı Halife lakap Mustafa ki mukabele-i suvaride ifna-i
ömürden sonra bu telif sebebiyle 1058 evahırinde ikinci halife
olmuştu. (Takvim-ul-Tevarih sonu).
geçmeyip ol mahzullar berbat oldular. Kefaf ve
maaş babında medar olmağa bu miktar ile iktifa
olunup dahi daha ziyadesini talep hikmete muvafık
olmamakla feragat ve bu mertebe ile kanaat evla
görüldü. 1059 de ve 1060 ta ulûm-i garibe kitapla-
rı mütalea olunup talebe tıp ve riyaziyat ve hikmet
derslerin okurlar idi. Nūcumda Sifasıl ve üsturlap-
ta Bistbab risalelerin ve Camıynî şerhi Kadızadei
Rumî dersini ve Fethiye-i Ali Kuşçu'dan defaatia
سكى الوصول الى طبقات الفحول okudular. 1061 de ve 1062 de
nam tabakatımızın evvel cildi harf-i ta'ya varınca
beyaz olundu. Kitabı mezburda evvelîn ve ahırîn
kibarı tevarihi yazılmıştır. 1063 te muhazarat mad-
ثمنة الاخيار فى الحكم والامثال delerin harf uzere tertipte
„leyi , namiyle harf-i cim'e varınca beyaz olundu.[1]
Ve esamii kütüp bu zamana gelince görülüp mu-
talea olunan Tevarih ve Tahakat kitaplarından ma-
hallerine nakilden gayri bişahsıhi elden geçen kitap-
hanelerin nice bin cilt kitabı ve yirmi senedenberi
sahaflar akıtıp getirdiği kütüp cümle yerlerine ya-
zılıp mevzuat - ül - ulûm kitaplarında mestur olan üç
yüzden ziyade fen dahi huruf tertibiyle mahalline
naklolundu. Nice mebahis ve mesaili garibe yazıldı
ki anınla cümle ulum ve kütübe ilm-i icmalî hâsıl ola
ve buna Kaşf - al-zunun an Asami al- Ķutubi va'l-
Funun namı konup sabıka müsveddesin gören
ulema beyazını reca ettiklerine binaen harf-i ha'ya
varınca cild-i evveli beyaz ve ulema-i asra arz olun-
muş idi. Pesent ve tahsin ettiler.
Sabık coğrafyada Cihannüma nam bir kitap
cem'ine şüru olunmuş idi. Memalik-i nasârâ kütüb-i
islâmiyede yazılmamağla frengî Atlas Major resim-
leri alınıp tercümesi arzu olundu. Sabıka Fransa
rahiplerinden islâma gelen Şeyh Muhammed İhlâsî
lâtin dilinde mahir olmağla Atlas Minor bir buçuk
senede tercüme olunup ismine ,ly denildi. Bâ-
dehu Cihannuma beyazına şüru olundu. Ve bir
frengî tarih dahi tercüme olunup mülûkü nasârâ
tarihidir. Ve Revnak - us - saltana nam Kostantaniye
tarihi dahi tercüme olunup ve Fezleke nin mufassal
sene üzre tercümesi ceste ceste yazılıp Bahaî Efen-
di Merhum Şeyhülislâm iken üç mesele-i garibe is-
tifta olunup [2] cevap sâdir olmamağla bir ri-
salede şüru olundu. Ve devletin nizamı hususunda
[1] Güneşin mağripten doğuşu - Eşratı saat ; kıyamet alâ-
metlerinden - heyeti kaidesine tatbik olunur mu ?..
Altı ay gündüz ; altı ay gece olan yerlerde beş vakit na-
maz kılınır ve oruç tutulur mu?
Mekkeden başka yerde dört cihet kıble olurmu ?
[2] İstanbulda kain Esat Ef. kütüphanesindeki Keşf-el-
zünun nüshasının (sayı 2385) 107. varakının ikinci yüzünün
hamişinde Hekimbaşı Behçet Efendinin yazısı ile şu kayit vardır:
Kutib Çelebi bu eserini cinas maddesine kadar tebyiz
etmişti. Bilahara bunun musveddesi Ağa Mehmet namında bir
kadının nezdiade bulunmuştur. Bu eser Yazıcızade namiyle maruf
olan Mehmed Kâtibi tarafından sonuna kadar tebyiz edilmişti.

19
Kitib Çelebi'nin hayatı
20
seferleyip 1041 de geru İstanbul'a gelip Şeyhi mez-
bur dersine mulazemet eyledi. Merhum- dersinde
tefsir - Kadı tefsiri - ve İhyaülulum ve Şerh-i me-
vakıf ve Durer ve Tarikat okuturdu. Ekser dersi
kışrîce basit idi. Zira makulât semtiyle aşinalık ey-
lemeyüp tefsirde ol fenlere müteallik mahal geldik-
te Kadı burada felsefîlik eder derdi.
1043 te Veziriâzam Mehmed Paşa ( Tabanı
Yassı ) serdar olup asker Halep kışlasına gitmekle
hacc-i şerif niyetine tekrar sefere çıkıp Halep'ten Hi-
caz'a seferi muyesser oldu. Eday-i hac ve ziyaretten
sonra Orduy-ı Hümayun Diyarbekir'de iken gelip ol
şehirde bazı ulema ile sohbet ve istifadeye ikbal
ve rağbet olundu. 1044 de Sultan Murat Han ile
Revan seferin seferleyip 1045 te dönüp derunî sıdk
ile niyet ve bu vechile tashih-i teveccüh ve azimet
olundu ki . on yıl kadar zaman evkat sefer ve hare-
kette geçip nice cenkler ve vak'alar görülüp hac ve
( رجعنا من الجهاد الاصفر .gaza maslahati tamam oldu
Küçük cihattan büyük cihada döndük - „ Visųlığı
fehvası üzere mimbat rah-i talepte taabe nefsi nefis
tavtin ve ilmi şerif tahsiline bakiyei ömrü aziz,
tayin olunup rızkı mukadder esbab-ı ilme harç ve
sarf olunmak mukarrer kılındı. Bu niyetle İstanbul'a
geldikte Halep'te ikamet esnasında sahaf dükkâ-
nının kitapları görülüp ilham-ı ilâhî ile esamii kütüp
tahririne şūru olundu. İstanbul'a gelip alâ tarik-ıl-irs
biraz mal intikal eyledikte miras malı kitaba verilip
hırs-ı azîm ile iştigale şūru olundu.
1046 da ol kitapları mütalea müyesser olup meyl-i
tabiî hasebiyle Tevarih ve Tabakat ve Vefeyat kitap-
ların tetebu hoş gelür idi. 1047 de geru akraba-
dan bir maldar tacir vefat ve malinden bir kaç yük
akçe intikal edüp sıdk-i azimet ve hulûs-i taviyet
bereketiyle feth-i bab ve suhulet-i esbap muyesser
oldu. Tesir-i ilâhî ile tahsil-i fünun semt-i musahhar
olup meyl-i tabiîye intizam-ı emr-i maaş imdat etme-
ğin az zamanda çok mesafe ve menzil alındı. Meb-
låğ-ı mirasın üç yük akçe kadarını kitaba verip ve
bakisiyle tecdid-i menzil ve tedbir-i levazım-ı techhül
edip ve fazlasını sermaye-i maaş ve medarı esbab-ı
intiaş kılıp 1048 de Sultan Murat Han feth-i Bağdad'a
revane oldukta azimet-i sabıka üzre seferden kat'ı
nazar olunup şugul özriyle kalınmış idi. Ol zamanda
fazlü ihata ile meşhur Areç Mustafa Efendi kazadan
fariğ olup tarikı tedrise heves etmekle ders demeğe
başlamış idi, Tefsir-i Beydavî evvelinden dersini isti-
maa hazır olup makulât ve menkulâtta sair gördü-
ğüm ve dsrslerine hazır olduğum ulemadan ziyade
kesreti malûmat ve ihata sahibi bulup merhumu
üstat itthaz ettim; anlar dahi fakiri sair talebe gibi
görmeyip kemal-i teveccüh üzere idi, Arada üns ve
ülfet hasıl olup nice yıllar istifade ve sohbet olun-
muş idi. 1049 da Ayasofya dersiâmı Kürt Abdullah
.
Efendi ve 1050 de Süleymaniye dersiâmı Keçi Meh-
med Efendi merhum dersleri istima olundu. Ab-
dullah Efendi ulum i akliye ve nakliyede ehil idi.
Mehmed Efendi arabide tetkik ve tahkik sahibi
olup makulâta uğradıkça : Bizim bildüğümüz değil,
bilür varsa söylesün .. deyu insaf eder idi. Kadızade
gibi bilmedüğünü zem ve reddetmez idi. 1050 de
Sühranî Ahmed Haydar şakirdi Veli Efendi gelüp
mantık, maani ve beyan fenni anunla müzakere olun-
du. 1051 de kütüb i tevarihin yazdığı 150 kadar
devlet mülükü, Fezleke nam bir defterde telhis olu-
nup Şeyhülislam merhum Yahya Efendi bir nüsha-
sını tarafı saltanata irsal için beyaz eyleyin dedi.
Takayyut olunmadı. 1052 de vaiz Veli Efendi mer-
humdan ittisal-i senet maslahatı için Nuhba ve Alfiya
dersine suru olunup iki senede usul-i hadis fenni
tamam görüldü. Merhum-ı mezbur dahi Mısır'da Şeyh
İbrahim Lâkkanî merhumdan ahzetmiş idi. Anların
senedi ile Hazreti Resulü Ekrem Salallahü aleyhi ve-
selleme bu fakirin senedi muttasıl oldu. Bu esnada
Şeyhzade ile Tefsir-i Kadı memzuc Sadr-üş-şerianın
Kara Kemal'i tarzında yazılmağla başlanduğunda
günde birer sahife yazulur idi. 1053 ve 1054 sene-
leri dahi derslere müdavemet ve şügulle geçti. On
sene kadar zaman gece ve gündüz iştigal edüp bihad
kütüp görmek ve ekser fünunu tetebbu etmek
müyesser oldu. Gâhi bir kitap görmeğe şevk dü-
şüp gurub-ı şemsten tulûa dek şem'a yanardı. Keral
ve melâl gelmezdi. On seneye karip zamanda ta-
lebe gelup istifade eder oldular. Evvelâ mukadde-
mat-ı fünun derslerin okudular. Merhum Yahya Efen-
di: Ders der misiz ve haşiye mutelaa eder misiz ....
der idi. Fakir dahi: Ders okurlar, lâkin haşiye
iltizamı nadir olur der idim. Zira adâb-ı fakir, her
kesrete canib-i vahdetten duhul ve ihata-i külliyat ile
zapt-ı usul idi. Cüz'iyatla takayyut ve cerbeze semtine
iltifat tazyi-i evkat olmak üzere karar verilmiş idi.
Yek fenle kanaate uluvv-i himmet rıza vermedi.
1055 te Girit seferi zuhur eyledi. Ol takrip küre-i
zemin ve derya ve kara rüsumuna selefte olan meyl-i
tabiî hasebiyle ikbal olunup hartı resmi nice olur ve
ol vadide yazılıp çizilen resâil nedir bittamam gö-
rüldü. Bu esnada sülük olunan tarik muktazasınca
mukabele baş halifesiyle niza vâki olup selefte:
Yirmi sene hizmetle halifeliğe nevbet ola gelmiştir.
Bihaseb-it-tarik bize nevbet yok mudur denildikte
kayd-ı hayat davasına yapışıcak fi emanillâh deyu
uzlet semtine gidilmiş idi.
Bu husus tahsile muvafık düşüp şūgul canibia
teyit eyledi. Üç sene kadar zaman uzlet ve inzivada
tahrir ve ifadeye meşgul olup bu zamana gelince
Âreç Efendi merhumdan usulde nısfına dek Şerh-i
Azud ve Şerh-i Eşkal-i t'asis ve Şerh-i Çağmiynî ve
Aruzu Endülüsî okuyup Zeyci Uluğ Bey'den düstur-ı
takvim istihracını görüp sabıka tefsirde Tavzih ve

الاحد الأكفاء الماء فلا كل خطالمه مدى النحيل إلىاسط مع تحب الخال
والشراء بالغ في اشتهار عبارة والاقتصار على التارت اروع جز الأشعة
مع المتون وإيزا منة مع
• اخلا يبرد مرتا كالمون والى الشعر
قامبده فاومن كرات اجرا
. بورد ماليى فيماق فا السينما
٧٥٠- وافرات ف عرسان
سمع الفاضل الحيلوبي على أنواتم
٧ صدمة الطبي لم تزر عليه سوى الفحم
اختلاط الموجود بالمنشكر دراشوع
الازى فلن غرام وتقدره حر
: البيانة مصماء محمد مر أحمد يغها منصور
الكا فوره إزداد الشاى
واح زانها
الاحت القديم الذحلى
القاهرة فى إسرائها بعض كوك
ويل على مجرد الجور من العلوم
الوالد في لإر ساء ومع
المنتُره مرتبس وص
الولات الشمع الاحاديث والوة
سرع الحمق الـ
الشهاب الذى توسف أحلى المشهور السمين والرأن إبراهيم".
بن محمد السفاقسي في إعرابها ولخص الشر ج الدخامس يمكنوم.
من فئات شيخ الحياة فى تأليف مفرو شاه الدر المقبطا
س البحر المحيط ولو فى ومقا وممن كتب عليه حائة العلامة
الدرب
قطبهالدى محمودوسعود الشيراذى في مجلدين لطيفسن ذووسل و
العلامة محر الدن أحمدبن تحسن الخارتروي نوع محدد والعلاية
تشرف الدي حسن بن محمد الطبى وبى أجل موائد في سين الحكي
يدور العلامة الم الذاتية
20 فتحات أقول ماها فنوخ الغنية بال عبشوكية؟
محمد بن محمود البا برى واستمن المجلدا على الف خمة والشطة من البقرة.
كمولاادري /وام ٧
IN
حب الوحى الريف و
ou
زعتر الـ
الاسلام موقع الدين عمرين وسؤاله البلقيني وبى اسلوب غراماليه
بدرجة المذكوري وانا ذكر منها السير اقول وبهاء عب مجلات نام
الكهف على الكاف لايش وتوم عد والشخ ولي الدل الوزرة
احمد من الحافظ الكبير عبد الرحيم العراج 2 مجلدين لخّه عنهالكلام إلى
والعجز الواح والوحياه وتجربة الحلبى والتنافسي مع زاده ..
جزع العادية انهي كلام السيوطي مع حذف والحافز اقول وتوج+
الأزرق نشك ومن كتب أيضا عمرهما ذكره السيوطى الالم العلم
عمره عبدالحى الفارسى الغزوى فى مجلد ماء الكشف ومية
والعلامة عاد الربيع كتها في ماسم الحقوى المعروف بالفاضل اليمني!
في مجلدن من مؤثرة الى ميد الخشعلى مواشى الت في الوزن ٠٥)
والشر بعن الدي على ى حمد الشاحر ورة الروبى الشهير بجنوبها؟
فرع عنه شد وموالمششمة والعلماء قطب الدين محمدبن محمد المقافي
القرى وفي ا وحرالد وخضرى عمر العطوف موي حلا ويوسفالة
محسن البرزى موح شة وشرح خطبة السيح الامام محمد الدهن
الوطا هر محمد يعقوب الفروزا بادى الجراذى نوع مالكه وعلق
على اداء سيح الاسلام سنى الدنى أحمد بن محمد العروى المعروف
بالقيد التفيا ء الى سيء لمع إلى أواسط سورة البقرة ونوع معنا
والحول السعودي في العمادي على سورة الفي حين قرى علي
٤ شهر الكفار الا في مشمشة والمول منع الدي مقعر المفتى على وإلى
وبر ج لكنا ومى على على بعض مواقعهابعنا المولى إلى الدين
ايميل القراءةفى المع وى بؤرة كان من علماء الدولة البانيه والغلاء
عددالا فرادا
تمس الدين أحمدبن سليمان المعروف أى طلوبات المفتى قوي نكهة
• الذى
ذو الحول مهدي الشيرازي موسم شكله والا المختر فكثير من الشيخ
مقدس على الانصارى اذال عنه الاعتزال وبوي مشة والخل وية نكهة
- الـ
محمد مسعود التالى الشيخار الخص ومسماء تقرب التفسير والمولى عبد الاول
محبى الخطوة الثانية
جمد عند الـ
النزيل القاضي العلامة أمرالدين عند ابنمع مر البيضا وى الحقد والفا
وادالّ من الأخذالموقرة واستدرك واشتهر أختها والشروع وسط
النهار تعكف على الماكفون كما سبق ذكره والالف وكانت وقار معلمة
أمرمـ
المرمى مع أحاديثه العام الحدث كان الموعد الذهن مع الرئيس الشيخ
بري سكوو وتفى كتان المحا فط البير شاب الذى أبو الفضل أحمدلا
اى جميع كتب عاه الافالكا فى فكر تهادت الكاف مجته
واستدرك على في مجلد آخر موم علي وجمع بينرجالبلس)
بوست وصنف أمر على على خليل السكون الموي في السعر
على الكبرى في العام والدى دمرهابالإيهاب - عالم وزة
السبكى وعلى الكفء فراشة الامم ابو الحسن أحدث فان الاروى
الشهيرأبن اليها وزمائى حية الفاضل المن .
التى وال
لحاف القلوب تعا الدى على الأموية"6 1026
كشف الأيام لدفع إلا وباع للعلامه له الدى فىد بعثمن التوحا عادى
Kâtib Çelebi'nin el yazısı ile Kaşf al - Zunün'un müsveddesi
( İstanbul, Fatih Millet Kütüp. Carullah Veliüddin kütüp. nr. 1619)
Off
الب فـ
197 3
وأخرى الطى
:٢
واكثر الايام ابو حيان فى جره من مناقشته فى الاجراب وفا
ومكر بعد تيان أحمد مواكبة
أعلى منه خال الاختيارية وموان
فى العالى التولي مآكلة ر كاب معى وممؤسسى
الجهد المإعمار
فى النـ
VOUS
الأثر ية بشهذه والعلامة سعد الدومين
الحاكم العفنز الي وبي ملحقة من حاسية الطبي مع فاقة
في الجبارة ولم يمها اقول وصلى فيه الى سورة الفتح وفرع قه باشا
يوالولاية السيد الشريف على فى محمد الحرب فى ولا أدرى الى اين
وصلى أقول وقف في اواسط سورة البقرة الوري الي ونيخ
M

لوجوه الخلطة ان يظى بالحافوق
غايت كما يظن بالطب إذ يرى جميع الاهاشم
وليس كذلك فإن من الأر الجلـ
ومنها أن يظن بالعلم فوق فربـ
كمايظن الغضر إذاشراف العلوم
وليس كذلك فان على التوحيد الخراف
قطعا ومنها ان يحصد بالعلمفز فاته
كمن تعلم على المال أو الجاه فالحتوميه
الغرض، فها الكتاب إلى الاطلاع؟
وتهذيب الأخلاق على أنه تعلم على من
للاحتراف ميات عالماً اناجاء تشبيها
بالعلماء ولقد حو شف على، أوراء القهر
بهذا الامر ونطقوا ب لما بلغهم بناء المدارس
بغداد أقاموا ما تم العلم وتالو كان على
بأرباب المهم العلمية والا نفس الذكية
الذين يقصد وان العلم شرف والمال
فيانون على ختفع بهم وامعلمهم وإذا
صار عليه أجرة تداني الله الأخطاء وارا
الكسل فيكون سببالارتفاع وفرصهنا
مهمجرت حكوم الحكمة وان كانت شريفة.
لذاتها ومنها أن يمتهن العلم ابتذاله
الى غرال كارتفوع فى علم الطب فانكان
فى الزمن القديم حكمة مورادة عن النبوة
فصار مهان لما تحاطاه اليهود فىولافون
جبل رول العلميهم والح قول اف الطول
ان الفضيلة ستمي في النفس الروت رؤيا
كما يستحيل الغذاء الصالح فى البدن السّقيم
إلى الغاء وفى هذا القبيل الحال فى على"
أحكام اننجوم فانلم يكن يتعاط وآناجى
. للمكوك وتخوسم أفرول حتى صار هاطام
غالبا التجابل بوج الأذن ومنها أرضية
العلم عزيز المنال ،فع المرح فلما يتحصل
غابة ويتعاطاه منليس فىاله لينال
تموه غرضنا كما اتفق فى علوم الكهبا
والسيميا والنحر و الطلبيات لتجيب
ممن يقبل دعوى من يدعى علامة
٠٠
فات الخطرة قامـ
م بلقاعود
لابوارذه الـ
ومؤازم فاعل متحالم لجهله أماه كان
كما قيل المرء عدو
من جهل شبا المره وعا دارة
لماجها أوزم عالم
مسبوقة الالحب
Kâtib Çelebi 'nin el yazısı ile Kaşf al- Zunun 'dan bir sahife
( Topkapı Sarayı Müzesi, Revan köşkü, nr. 2059 )

--
1

٤٧٠
سع باب }ےہ
سماء المختار فى ذكر الخطط والآثار فدثر اكثرها فى سنى الشدة المستنصرية من سنة ٥٧
سبع وخمسين الى سنة ٦٤ أربع وستين من الغلاء والوباء ثم كتب تلميذ ابو عبد الله محمدبن بركات
المحتوى المتوفى سنة ٥٢٠ عشرين وخسمائة عن مائة سنة وثلاثة أشهر كتب الشريف
محمد بن اسماعيل الجوانى المتوفى سنة وسماه النقط لمحجم ما الشكل من الخطط تم كتب القاضى تاج
الدين محمدبن عبد الوهاب بن المتوح المتوفى سنة وسماء اتعاظ التأمل وابفاظ المنغفل فبين
أحوال مصر الى حدود سنة ٧٢٥ خس وعشرين وسبعمائة وقد دثر بعده معظم ماذكره
ثم كتب القاضى محي الدين عبد الله بن عبد الظاهر ابن نشوان المتوفى سنة ٢٩٢ اثنين وتسعير
وماشين وسماء الروضة البهية الزاهرة والخطط العزبة القاهرة ثم صنف الشيخ تقي الدين احمد
ابن عبد القادر المقريزى المتوفى سنة ٨٤٥ خس واربعين وثمانمائة كتابا مفيدا وسماء المواعظ
والاعتبار بذكر الخطط والآثار احمن فيه واجاد وهو المشهور المتداول الآن ولهذا
الكتاب ترجمة بالتركية عملها بعض العلماء الاميز إبراهيم الدفترى سنة ٩٦٩ تسع وستين
وتسعمائة ﴿خطف البارق وقذف المارق)ـ للفقيه الامام ذى الوزارتين أبى عبدالله
محمد بن مسعود بن ابى الخصال الغافقي المقتول شهيدا سنة ٥٤٠ اربعين وخمائة ردفيه على بن
عربية فى رسالته فى تفضيل النجم على العرب
﴿ علم الخفاء﴾
وهو علم تعرف منه كيفية اخفاء الشخص نفسه عن الحاضرين بحيث يراهم ولا يرونه
ذكره أبو الخير من فروع علم السهر وقال وله دعوات وعزائم الا ان الغالب على ظن ان
ذلك لايمكن الا بالولاية بطريق خرق العادة لا بمباشرة اسباب يترتب عليها ذلك عادة
وكثيرا ما نسمع هذا لكن لم زمن فعله الا ان خوارق العادات لا تنكر سيمها من اولياء
هذه الامة انتهى اقول كونه علم من جهة تفرعه على المنحر لا من جهة الكرامة فلا
وجد لغلبة ظنه فى عدم اكاه اذهو بطريق السحر ممكن لاشبهة في بل بطريق الدعوة والعزائم
ايضا كمايدعيه اهله وعدم الرؤية لايدل على عدم الوقوع ﴿ خفى علائى فى الطب
فارسى مجلد لزين الدين اسماعيل بن حسين الجرجانى المتوفى سنة ٥٣٠ ثلاثين وخسمائة الفه
لعلاء الدين الب أرسلان محمد ﴿ الخفية الشمسية رسالة فى تيسير المآرب وتسخير
المطالب أولها الحمد للهرب العالمين الخ ويقال لها خافية ايضا ﴿خلاصة المفتى فى الفروع]
السيد الامام ناصر الدين أبى القاسم بن يوسف السمر قندى الحنفى ﴿ خلاصة الاحكام فى
مهمات الستين وقواعد الاسلام ) للامام محي الدين يحي بن شرف النووى الشافعى
﴿ خلاصة الاخبار فى احوال التى المختار صلى الله تعالى عليه وسلم مختصر الشيخ
محمود افندى الاسكدارى المتوفى سنة ١٠٣٨ ثمان وثلاثين والف اوله الحمد لله الذى علم
الانسان مالم يعلم الخ رتب على خمسة أبواب الاول فى خلق القلم الثانى فى خلق آدم الثالث
فى شأن نبينا عليه الصلاة والسلام الرابع فى العلم والمعرفة الخامس فى التسبيح والذكر والدماء
س التس وتنايج هل الهم
على إيدرسفى المقال
الترجمة مدهذا البيت
مجلس المك صفات محال
كاسترد هرزهر علامة
İsmait Saib Sencer 'in el yazısı ve imzası
( Kendisi tarafından ilâveli nushadan alınmıştır.)
خلاصة الأول
والطاقة مواضع
مواعظ صحه
المار منظومة
تركية وزجيع بد
ين بى، فلاحة
حوال أحد عمر صيفاً
وكا إعطاقف حقيقة

KÂTİB ÇELEBİ'NİN İLMİ ŞAHSİYETİ
Hiç şüphe yoktur ki, Kātib Çelebi, bizde mu-
hitini tenvir edebilecek kadar yükselmiş olan zat-
lardan biridir. Avrupa'nın faikiyetini ilk defa gören ve
asrının mahbus kaldığı hududu şarkta ilk defa aşan
bir zat olmakla da içimizde kendisi, birinci şahsiyet
olmak üzere, kayit ve tespit edilmek lazımdır.
Naima gibi mümtaz bir müverrih, bunun Dustur
al-‘amal 'inden müstefit olduğunu ve bu risalenin
muhtevi bulunduğu fevaidi tarihinin dibacesine ta-
mamiyle dercettiğini söyliyor (c. 2, s. 282/283) ve
kendisini hakkıyle «Ukalâyı küttâptan» olmak üzere,
tavsif ediyor.
Müverrih Raşit te kendisine: «Nuhbei vakayi-
nüvisanı Rum» unvanını veriyor (Tarih-i Raşid,
c. 2, s. 132). Muasını olan bir alim de al - Sayyid
al-Huseyn al-'Abbasi al-Nabhani al - Halabi kendisi
hakkında, gayri matbu olan al-Tazkar al-Cami"
l'il-Aşār[1] ının mukaddimesinde: Ahd Afazil al-'Ayan
« taayyün etmiş en büyük fazıllardan biri » tavsifini
kullanıyor.
Kendisinin tarihî, siyasî, ilmî ihatası ve akl-ū
zekası hükûmetçe de takdir edilmiş idi. Devlet işle-
rinde zuhur eden müşkilâtta müşavereye davet edi-
liyor ve reyi soruluyor idi ( Fezleke, c. 2, s. 297;
1057 vukuatı).
Şeyhülislâm Abdurrahim Efendi'nin de, «Teva-
rihe müteallik umurda » kendisinden istifade ettiğini,
Çelebi'nin kendi ifadesinden öğreniyoruz. Bu fâzıl
müderris bir taraftan faideli ve tenvir edici eserler
yazıyor, bir taraftan da ders okutuyordu. Fakat,
tedrislerinde diğer müderrisler gibi şerhler, haşiye-
ler vesaire lüzumsuz kal - ü kıyl'ler ile talebenin
zihnini dağıtmak ve zekâyı faidesiz yere yormak
yolunu takip etmiyordu. Bu "gayri resmî müderris,
berrak zekâsı ile tedrise en güzel yolu bulmuştu.
Kendisinin hal tercümesinde görüldüğü vecihle
Yahya Efendi'nin « Ders der misiz ?... haşiyeler
mūtalea eder misiniz ...? diye sorması üzerine «Ders
okurlar ... haşıye iltizamı nâdir olur. Zira âdâbı fakir,
her kesrete canib-i vahdetten duhul ve ihata-i kül-
liyat ile zapt-ı usûldür. Cüz'iyat ile takayyüt tazyi-i
evkat olmak üzere karar verilmişti.» suretiyle cevap
vermişti ki tamamiyle Aristo gibi, bu müderris
[1] Bu eser İstanbul'da Yenicami kütüphanesindedir. Sayı 815
Déduction ( limmt ) usûl takip ediyor ve ilmi esas-
tan kavrıyor ve kavratıyordu.
Kâtib Çelebi, hem âlim ve hem âkıl bir zat
idi. Pek çok âlimler vardır ki, akılları, ilimleri nis-
betinde olmadığından, kendilerinden istifade edile-
memiş ve bunlar cemiyete müfit olmamışlardır. Bun-
ların içinde, akıllarının kıtlığı cihetinden, ilimlerin-
den menfaat yerine mazarrat hasıl olanlar bile
vardır.
Kâtib Çelebi fezleke'sinin 1000 tarihi vukuatı
sırarsında : «Ukul-i kasira eshabından bir gürûh,
zu'metti ki elf-i kâmilden evvel kıyamet kopa. Yahut
elfi geçerse de tefavüt-i kameriye olan otuzu tecavüz
etmiye. Ve bu bapta bazı mukaddemat-ı vahiye
belki kazibeye temessük ettiler. Devr-i kamerin
müddeti tamam olmak gibi ... Ve Peygamber Aley-
hisselâm kabrinde bin yıl meksetmez deyu rivâyet
olunan hadisi mevzu gibi ve bu hüküm kavald-i
şer'iyyeye ve hikemiyeye muhalif iken nice kim-
seler tegafül edip kitaplarına yazdılar ve kizb-i sarih
idüği zâhir oldu» diyor ki buradan da kendisinin
ilmi nisbetinde aklı da bulunduğu görülmektedir.
Fakat şunu da itiraf etmek mecburiyetindeyiz
ki, bu mümtaz zekā, birçok noktalarda muhitine
faikiyetini Fransa rahiplerinden islâma gelen Şeyh
Mehmed İhlasi'ye medyundur.
Avrupa'nın o zamann en mükemmel coğrafya
kitaplarından olan Hollanda'lı meşhur Gerardus
Mercator'un Atlas Minor'unu bu Mehmed İhlasî
latinceden tercüme ediyor, kendisi yalnız bu ter-
cümeyi dilimizin şivesine tevfik eyliyordu.
Cihannuma'sını da yazarken bu zatın malûma-
tından müstefit olmuştur. Meşhur seyyah Macellân'ın
ismini Mogilân şeklinde lâtince telaffuzu ile kaydet-
mesi Şeyh Mehmed İhlasi'den istifade ettiğinin bariz
delildir [1]. Tarihî malûmatımızda, Avrupa hüküm-
darları hakkındaki noksanımızı telafi etmek için bir
de (Frengî Tarihi) tercümesini - yine Şeh Mehmed
İhlâsi'ye medyun olarak - vücude getirmiştir ki
[1] Bu mühim eserin, Rumeli vilâyetlerine ve İstanbul'a
dair verdiği malîmat, ayrıca yazma bir nüshadadır. Cihanname
'nın bu kısmının dahi bastırılması, ilme büyük bir hizmet olacağı
Kanaatindeyiz.

15
Mukaddime
16
veçhile saray kâtip ve tercümanlarından Paris Kol-
leji arapça hocası Pétis de Croix tarafından fran-
sızcaya tercüme edilmiş ve bu tercüme (14 eylül
1698) 28 safer 1115 te hitam bulmuştur.
Bununla beraber, hemen hemen aynı zamanda
Mısır'da basılmış olan nüshadan her halde daha
çok sihhatlidir. İstanbul tab'ı ise tamamiyle Mısır
basmasından kopye edilmiştir ..
Biz, bu tab'ımızda Fluegel tab'ındaki yanlışlık-
lardan kendisinin bilahara tashih edemiyerek yanlış
bırakmış olduğu noktalara, sayfa altlarında, Fluegel
tab'ının cilt ve sahife ve satır numaralarını göstere-
rek işaret eyledik.
Kātib Çelebi keşf-el-zünun'unu arapça yazmış-
tır. Çünkü mevzuubahsi olan kitap isimlerinin yüzde
doksan beşi .arapça olduğu gibi bu kitapların tayin
ve tarifleri için başlarından aynen irat olunan cüm-
lelerin de yüzde doksan beşi arapça olduğundan
bu eserin bu lisanla yazılmasına - mevzu kendisini
sevketmiştir. Müelliflerin hal tercümelerini bildiren
ve bunun da yüzde doksan beşi arapça membalar-
dan alınmış olan Sullam al-vusul ilā tabakat al-Fuhal
unu da arapça yazması aynı sebebe mebni olmakla
beraber o zamanlarda arapçanın ilim lisanı olması da
bu hususta müessir olmuştur. Maamafih Kâtib Çelebi
türkçe yazmış olduğu bir çok güzel eserleriyle lisa-
nımızın kıymetini takdir etmiş ve etrafını tenvir
etmek için bu lisanı kullanmanın zaruri olduğunu
unutmamıştır.
Fakat; şunu söylemeğe mecburuz ki bu zatın
arapçasında arap gramerinin herkesçe bilinmėsi
zaruri olan ilk kaidelerine bile muhalefetler vardır.
Sıfatlarla mevsuflar arasındaki mutabakat şart-
larını bilmiyor gibi görünüyor. Kendisi bunları ken-
di el yazısıiyle tespit etmiş olduğundan bu hatala-
rına kat't surette hūkmolunabilir.
Biz bu misalleri verebiliriz.
Beyaz etmiş olduğu kısım
Varak
Yanlış
Doğru
Bu türlü mutabakat
hataları pek çoktur.
95-A
علم الالمى
العلم الآلمى
100-A
لمذهب الصحيح
المذهب الصحيح
141 -A
الفيض المنان
فيض المنال
143- A
جزيرة الخضراء
الجزيرة الخضراء
147-A
99 -B
الائمة الامصار
انباء المبينة
الانباء المبينة
أئمة الأمصار
Bunlardan başka tekrarları ve bir kitap hakkın-
da verilecek malumatı diğer bir kitaba mal ettiği
ve arapça olan bir eseri türkçe olarak kaydettiği
ve saire vardır.
Adet isimlerinin hususi kaidelerinde dahi nabve
muhalefetleri vardır.
126 - B
ثلاثة نسخ
ثلاث نسخ
105-A
مائة فنون
مائة فن
267 -A
اقلهم
Müsveddeden
-
94-B
نير م
(M. Ş. Y.)

19
Mukaddime
14
ki bu zeylin vücude getirilmesine sevgili ve kıy-
metdar Maarif Vekilimiz Bay Hasan-Ali Yücel en
büyük amil ve müessir olmuşlardır.
Bütün bunlarla beraber, Jandarma Dairesi
İkinci Şube Müdürlüğünden mütekait iken 1339
(1920) de vefat eden Bağdatlı İsmail Paşa merhu-
mun on binden ziyade muellif ve muellefat isimle-
rini havi İzāh al - Maknun fi al - zayl 'alā' kaşf
al - Zunün an Asmā' al - kuțub-i va' 1.Funün
namiyle otuz yıl çalışarak yazmış olduğu zeyil
vardır ki kıymetli ve ehemmiyetli olan bu eser de
bugün elimizdedir. kaşf al-Zunün sahibi Kâtib
Çelebi'nin kaşf al-Zunün'da isimleri geçen eserlerin
müessirlerini ihtiva etmek üzere yazmış olduğu
Sallam al - Vusul ilā Tabaķāt al - Fuļūlu gibi,
İsmail Paşa da kendi zeylinde geçen müellifleri de
muhtevi olmak üzere zeyline vermiş olduğu emekteń
daha az bir emekle vücude getirmiş olduğu şüphesiz
olan : Hadiyaal - 'Arifin fi Asma' - i muellifin
va - Asär al - Muşannıfin namında bir eser yazmış
ve bu eserinde bazı hal tercümeleri sonunda mehaz
tasrih etmiştir.
Bu iki mühim eserin bastırılması için Paşa
merhumun hayatında, matbuat lisaniyle hükûmetten
temenniler vuku bulmuş idise de [1] müellif bu
saadete ermeden vefat etmiş idi. Bilâhare merhu-
mun varisleri tarafından bu iki eserin hükûmete
satılması ve bastırılması teşebbüsü de akim kalmış
idi. Uzun bir zaman sonra bu kitapların hükûmet
tarafından alınması ve bastırılması için teşebbüs-
ten geri kalmıyan bazı maarifperver zatların hima-
yeleriyle Maarif Vekillerimizden Bay Âbidin Özmen
tarafından bunların alınması kararı verildi. Bu karar
dahi bazı malî sebeplerden dolayı fiil sahasına
çıkamadı. Varisler, maddî bir ihtiyaç karşısında
bulunduklarından babalarının bu eserlerinin birinci
cildlerini, istikrazlarına mukabil sahaf Bay Raif
Yelkencioğlu'na rehin olarak tevdi etmişlerdi.
Muhterem Bay Saffet Arıkan. zamanında bu iki
kitabın aılnması Maarif Vekaletince tekrar karar
altına alınmış idise de kitaplar Mısırlı bir kitapçıya
satılmış ve Mısır'a götürülmüş ve hattâ bu kitapçı
tarafından İzāh al Maknün basılmağa başlanılmıştı.
Kitapçı Bay Raif Yelkencioğlu bu kitapların tekrar
buraya gelmesi için. her türlü fedakârlığı göze aldır-
mış ve Mısırlı tabiden bunları kurtarmağa muvaffak
olmuştu. Bu suretle kurtarılan kitaplar sevgili ve
kıymetli Vekilimiz Hasan-Âli Yücel tarafından alına-
rak nihayet millî kütüphanemize maledilmiş oldu.
Kaşf al-Zunün muellif yazısı üzerinden bu
birinci cildini bugün ilim sahasına çıkarıyoruz ki
bunun mukaddimesinin basılmasına kadar ben ve
arkadaşım Kilisli Muallim Rifat, merhum üstadımız
[1] Yeni Tasviriefkâr, sayı : 24, 25, haziran, 1909.
İsmail Saip Sencer'in irşatlarına mazhar olmuş
idik. Bunda Kâtib Çelebi'nin yazısında olmayan ilâve-
leri aşağıda gösterilecek olan muhtelif işaretleriyle
asıldan ayırdık ve yukarıda Carullah Veliyüddin
Efendi ve Halepli al - Sayyid al - Husayni al-
Nabhani'nin yazılarında görüldüğü vechile müellifin
müsveddesinin içinden çıkamamış olan zatlar aynı
zamanda müellifin melin haricinde yazdığı haşiye ve
nakilleri tamamiyle bırakmışlardı ki biz, bu tab'ımıza
bunları da aldık. Bu haşiyeler Fluegel 'baskısında
dahi yoktur. Elimizde bulunan zeyilleri sırasiyle ba-
sacağız.
Kaşf al-Zunun ilk defa 1835 - 1858 yılları ara-
sında G. Fluegel tarafından Leipzig'te sahifenin.
üst tarafı arapça melin ve alt tarafı lâtince ter-
cümesiyle gayet nefis surette basılmıştır. Bu zat, yaz-
mış olduğu lâtince mukaddimede, görmüş olduğu-
nu söylediği muhtelif nüshalar arasında Şark Aka-
demi " kütüphanesinde ( sayı 352 ), mūellifin mūs-
veddesi görülmekle beraber 400 den ziyade taba-
kat ve tarih kitaplarına müracaatle muellif Kâtib
Çelebi'nin boş bıraktığı veya yanlış yazdığı müellif-
lerin doğum ve ölüm tarihlerinin tashihlerini havi
olan ve Katib Çelebi'den evvel ve sonra te'lif edilmiş
bir takım eserler ilâve edilmiş bulunan 1170=1756 da
yazılmış bir nüshadan istifade etmiş olduğunu zikr-
ediyorsa da bizim bu baskımızda Fluegel'in baskı-
sından çıkarmış olduğumuz bir çok yanlışlar göre-
cek zatlar bu Akademi nüshasının da muhtelif yanlış
ları olduğuna hükmedeceklerdir. Şunu da ilâve
edelim ki muellif hattında olmayan ilaveleri Fluegel
kavis içine almış olduğunu söyliyor. Halbuki, kavis
içinde olan ibarelerden müellifin müsveddesinde
olanlar olduğu gibi kavis dışında olanlardan dahi
müellifin olmayanları olduğundan, müellifin müsvedde-
sinden tashih edilmiş ilâveleri muhtevi akademi nūs-
hasının itimada şayan olmadığı veya kendisinin bu
nüshadan hakkiyle istifade edemediği anlaşılır. Yedi
cilt teşkil eden bu metin ve tercümenin altıncı cildinin
sonunda yukarıda zikrolunan Hanifzade'nin Asar-i
nevi de tabolunmuştur.
Yedinci ve sonuncu cilt, Mısır'ın Ezher medre-
sesi ve Ebuzzeheb Mehmed Bey ve sair medrese-
lerdeki kütüphanelerin fihristlerini, Rados kütüp-
hanesi, İstanbul kütüphanelerinden Fatih, Süleyma-
niye, Kılıcali, Köprülü, Şehit Ali Paşa, Damat
İbrahim Paşa, Yenicami, Atıf, Ayasofya, Nuruos-
maniye, Koca Ragıp Paşa, Lâleli vesair kütüpha-
nelerin ve Halep ve Şam kütüphanelerinin fihrist-
lerini ihtiva etmektedir.
Şark ilim hazinesinin anahtarı olan Kaşf al-Zu-
nun Fluegel tarafından latinceye tercüme olunmuş
olduğu gibi bu zatın tercüme ve tab'ının başına
yazmış olduğu lâtince mukaddimeden anlaşıldığı

11
Mukaddime
12
varakaya kadar devam eder ve bu varakada biter.
Bu müsveddenin hemen hemen bütün sayfalarındaki
satırların arasına ve sayfa kenarlarına Kâtib Çelebi
sonradan ilâveler yapmış ve sayfanın darlığından
yazmak istediği bu ilâveleri sığdırmak için yalnız
kendisinin okuyabileceği surette içinden çıkılmaz
karışıklıklar ve çıkıntılar vücude getirmiştir.
Burada Kâtib Çelebi'nin bu beyaz ve müsved-
desinden birer sayfa görülmektedir.
Şunu da arz ve ilâve etmeliyimdir ki bu mūs-
veddenin 115 inci varakasındaki ilm - i fıkıh başlı-
ğından sonra her hangi bir zamanda ve her ne
suretle ise dört varaka sukut etmiş olmakla Kâtib
Çelebi'nin bu varakalarda fıkıh ve fıkıh kitapları
hakkında vermiş olduğu malûmat yerine Leipzig,
Mısır ve İstanbul basmalarında Taşköprü-zade'nin
Miftah al-Sa'ada'sında fıkıh hakkında söylemiş ol-
duğu sözler aynen almarak eksik kapatılmıştır.
Taliin bize bir lutfu olarak bu dort varaka
- sekiz sahife - kıymetli Maarif Vekilimizin himme-
tiyle alınmakta olan merhum ustadımız İsmail Saip
Sencer'in kitapları arasında karşımıza çıktı. Bizim
bu tab'ımızda onlar da yerlerine konulmuş ve bu
suretle büyük bir zıya' telâfi edilmiştir.
Yukarıda zikrolunan kütüphane sahibi Carullah
Veliyüddin Efendi merhum kendisinin mâlik olduğu,
Kâtib Çelebi'nin el yazısiyle olan bu müsveddenin
ilk sahifesinin zahrında kendi yazısıyle arapça yaz-
mış olduğu yazıda şu izahatı veriyor :
„Bil ki Kaşf al- Zunun an Asami al- Kitāb
va'l-funün adını taşıyan bu kitap benim üstadımın
üstadı İstanbullu Kâtib Çelebi diye meşhur olan
Hacı Halife'nindir.
Kendisi bu kitabı tesvit ettikten sonra Dürus
kelimesine kadar tebyiz etmiş ve 1067 de rahmet-i
Rahmana intikal ettiğinden bu kelimeden aşağısı
müsvedde halinde kalmış idi. Bu müsveddeyi altı
zat (?) toplanıp tebyiz etmek için uğraştılarsa da
tamamiyle muvaffak olamadılar. Müellif hattiyle olan
müsvedde işte bu cilttir. Ben, müellifin yazısıyle
Dürus maddesine kadar. olan beyazı da tamam bir
cilt halinde İstanbul'da gördüm (yukarıda Revan
kütüphanesinde olduğu söylenilen nüsha). Bu mūs-
veddenin Dürus maddesinden yukarısı 1095 (1683)-
ten sonra Halep'te vefat etmiş olan, bütün ilim ve
fenlerde mutebahhir üstadımız Halepli Esseyid-El-
Hüseyn-ül Abbasî-Ennebhanî tarafından lâfız cihe-
tiyle ihtisar edilmek ve birçok kitap isimleri ilâve
kılınmak suretiyle yeniden telif edilmiştir ki müellif
hattiyle olan bu müsveddenin Dürus maddesine
kadar yeni yazısıyle olan kısım üstadımız Esseyid-
El-Hüseyn-ül Abbasî'nin eseridir."
„Buna delil olmak üzere, /bļāc fi şarķ-i Dibāca
al - Kamus maddesindeki: lil Fakir al - Husayni
al-'Abbasi al-Nabhaani al-Halaki diye bu eserin
müellifi kendisi olduğunu söylediği gösterilir. Bundan
başka asıl Kaşf al-Zunün ile bunu karşılaştıranlar
bunda Kaşf al-Zunün olmıyan kitap isimleri göre-
ceklerdir ki bu da kitabın Kaşf al-Zunün olmadı-
ğına ayrı bir delildir [1]."
Kaşf al-Zunun'a zeyil yazanların birincisi 1092
(1681) de İstanbul'da vefat eden Vişne-zade Mehmed
İzzetî Efendi'dir. Bu zatın zeylinin müsvedde halinde
kaldığı söyleniyor. Bu zattan sonra Arabacılar şeyhi
İbrahim Efendi (č.m. 1189 == 1775) ve 1217- 1802 de
vefat eden Hanif- zade Ahmed Tahir Efendi birer
zeyil yazmışlardır ki Hanif-zade'nin zeyli 506 kitap
ismini havi olup Asar-ı Nev adını taşır. Muellif
bunu, 1172 = 1758 de bitirmiştir. 1275 = 1858 de
vefat eden Şeyhulislâm Ârif Hikmet Bey dahi bir
zeyil vücude getirmişlerdir. Cim harfinde biten bu
zeyil elimizdedir.
Bu zeyillerden başka 1359=1940 martında vefat
eden üstadımız, İstanbul'da kâin umumî kütüphane
müdürü, dersiamlardan İsmail Saip Efendi merhu-
mun, uzun müddet devam eden bu kütüphane mü-
dürlüğü esnasında, kütüphanede bulunan, İstanbul
basması bir Keşf al-Zunün nüshasının kenarına ilâve
temiş olduğu kitap isimleri ve bunlar hakkında kayd-
ettiği izahat tebyiz ettirilerek ve kendisiyle mukabele
edilerek mumaileyhin son hayat yılında vücude
getirilmiş olan kıymettar bir zeyli dahi elimizdedir
[1] İstanbul'da Yenicami kutuphanesinde al-Tazkar al-Ca-
mi' al-Asar (sayı 815) namında bir eser vardır. Bunun yanlış
olarak muellifi kütüphane defterinde İbn al-Nedim olmak üzere
gösterilmiştir. Bu eserin başında bu kitabın müellifinin şöyle bir
mukaddemesi vardır :
<Asrımızın efadıl-i ayanından biri olan ve Hacı Halife diye
maruf bulunan zat Kasf al-Zanun an Asami al-Kitab va l'-fa-
nun namını vermiş olduğu, tekrarlarla uzatılmış bir eser vücude
getirmiş ve tebyizden evvel rahmet-i ilahiyyeye kavuşmuş idi. Her
nekadar bazı fudala bunu tebyiz ettilerse de bunların bu beyazları
da zafı telif ve usr-i tabirden hali olmamakla bu eserin ibaresini
kolaylaştırmak ve lüzumsuz uzatmaları tayyetmek ve isimleri fevt-
edilmiş olan kitapları buna zamm eylemek bu fakirin hatırına
geldi. Bu zeminde yazılmış bir eserden gaye, ehl-i islâm tara-
fından vucude getirilmiş olan muellefatı imkan dairesinde ihata
ile bir araya toplamak olduğundan bu gayeye muteveccih olmi-
yan maddeler sadet haricinde kalır. Bunun için zaitleri tayyile
ehl-i islâm tarafından yazılmış olan eserlerin hepsini bir yere
toplamıya çalıştım. Herhalde bu eserimin ihatasından hariç kalan
kitaplar az olmalıdır. Bu ihatasından dolayı eserime Tazkar al-
Cami' al-Aşar namını verdim.>
Veliyyuddin Efendi'nin yazısında görüldüğü vechile Dürus
maddesinden yukarıya doğru kitabın başına kadar olan kısmını
yeniden yazmış olan zat, Halepli al-Sayid al-Husaynı al-
'Abbasi al-Nabhani idi. Yenicami kutuphanesinde bulunan
ve muellifi yanlış gösterilmiş olan bu al-Tazkar ın muhtelif nokta.
ları hususiyle mezkur /bļāc maddesi Kâtib Çelebi'nin müsvedde-
sinin üst tarafındaki yeni yazı ile olan kısım ile karşılaştırılacak
olursa bunların yekdiğeriyle tamamiyle tetabuk ettikleri görüle-
coğinden Yenicami kütüphanesindeki bu al-Tazkar müellifinin
Halepli al-Sayid al-Huseyni al-'Abbasi al-Nabhani olduğu mey-
danır çıkacağı gibi Veliyyüddin Efendi'deki müsveddenin üst
tarafının da al-Tazkār olduğu anlaşılır.