النص المفهرس
صفحات 521-540
37 G. Flügel'in mukaddimesi 38 yese etmek iktiza eder. Eserin bir nüshasının da Dresden'de mevcut olduğunu, dostum Fleischer 'in Dresden Kırallık kütüphanesi şark el yazmaları ka- taloğuna yazdığı mukaddimeden öğreniyoruz. Bunda s. IV te şu satırları okuyoruz: "Bu eser (yani Hacı Kalfanın kitabı) bizde vardı. Ne zaman- dan beri noksan olduğunu biliyoruz. Ve kimde olduğundan şüpheleniyoruz; fakat bu kadar ağır bir meselede ancak bir şüphe ile bir kimseyi açıkça itham etmeyi doğru bulmuyoruz. "Biz de bu söz- lere bir şey ilave etmek istemiyoruz. - Cambridge Üniversitesi İbranî Profesörü Muhterem Lee'nin İbni Batuta seyahatnamesinin İngilizceye tercümesinde (The travels of Ibn Batuta) s. XVI da, başka eserler meyanında istifade ettiğini söylediği ve adimi خلاصة تحقيق الظنون فى شرح المتون olarak tesbit ey- lediği nüshadan bahsetmek lâzımdır. Muhterem Lee şöyle der: „ a biographical dictionnary, apparently an abridgment of Haji Khalfa; but of this I am not certain, as the copy of Haji Khalfa with which I have compared it, contains scarcely half the number of works of which this gives some account. I suspect, however, that this copy of Haji Khalfa is only an abridgement itself. The Epitomator's name is Kamal Oddin Abu Futuh Ibn Mustafa Ibn Kamal Oddin Ibn Ali El Sidiki. The book is in Mr. Burckhardt's collection." (Biografik kamus, görünüşe göre Hacı Kal- fa'nın bir zübdesi, fakat bundan emin değilim, zira Hacı Kalfa'nın mukayese ettiğim nüshası, bunda, haklarında malûmat verilen eserlerin ancak yarısını ihtiva etmektedir. Fakat Hacı Kalfa'nın bu kop- yasının ancak bir hulâsa olduğundan şüphe ediyo- كمال الدين ابو فتوح بن مصطفى بن rum. Telhis edenin adi كمال الدين بن على الصديق در.) Kitap, Mr. Burckhardt'ın kolleksiyonunda bu- lunmaktadır. Kolayca anlaşılacaktır ki bu Cambridge hulâsası, ya Paris vė Kopenhag hulâsalarının, yahut ta -- ki bu o kadar· akla yakın değildir - Berlin ve Petresburg hulasalarının aynıdır. Kitabı kısaltarak telhis edenin ismi diğer nüshalarda yok iken, bu- rada zikrolunmuştur; onun için bu nüsha, metnin tesbiti hususunda fazla bir fayda vermesi melhuz olmamakla beraber, yine yakinen tetkik edilmeğe lâyıktır. Bir de bugün muhterem Frehn'den aldığım bir mektuptan, yukarıda zikrolunan nūshadan maada Petresburg'ta İtalinski kütüphanesinde ikinci bir nüshanın mevcut olduğunu haber aldım. Kitabın bu nüshalarından maada Avrupa kū- tüphanelerinde başka nüshalarının bulunup bulun- madığını bilmiyorum. İstanbul bundan müstesnadır; Ayasofya (آياصوفيه)nIn elimde bulunan kataloguna nazaran, burada "Tarih ve biografya kitapları,, ola- (- كتاب التواريخ والسيد - ) ;rak gosterilen eserler sirasinda اسامى كتب لكاتب جلي .unvanh bir nusha vardir Aynı zaınanda Halet Efendi kütüphanesınde, filoloji kitapları . SLl - arasında aynı unvanı taşıyan bir nüsha vardır. Bundan maada eseri şarkta tedarik etmege yay- ret etmiş insaniardan, gayretlerinin muvaffakıyetle neticelenmediğini işittim. Şimdi kitabın müellifi hakkında birkaç söz söy- lemek zamanı gelmiştir, sanımın; fakat onun mezi- yetlerini burada sayacak olsam bir ınukaddimnenin sınırlarını aşardım. O, hiç şüphe yok ki zamamının âlimleri arasında en ıneşnuru idi ve ilini ve meleke- leri ile muasıriarının elinden zafer ikliilerini kolayca alıyordu. Birçok büyük eserier yazdı, fakat irfanı yazdığından daha fazla idi; kendisi, kalerne aldığı başka kıtapları kamusta zikrediyorsa da, eserierinin bazılarını meskût geçiyor. Bu adamım hayatını bir çok muharrirler anlatmıştır. Fakat bilhassa kendisi hakkında söyledikleri itimada şayan telakki edil- mektedir. Bunu 3L15l ;- adlı eserinin sonunda buluyo- ruz. Burada noksan olanların listesi Hacı Kalfa'nın Takvim al-Tavārīķ kitabının naşiri tarafından 1146 senesinde (yani miladî 1733 senesinde) İstanbul'da neşri sırasında kitabın başına konmuştur. Burada, yalnız hayatının mühim olan safhalarının mutalea olunmasına müsaade olunsun, eserinin hayatına ait faslı bir çok lisana çevrilmiş olduğundan, bu adamı daha etraflı surette tanımak yolları geniştir ve açık bulunmaktadır [1]. Kâtib Çelebi tesmiye olunan ve Hacı Kalfa diye meşhur olan Mustafa b. Abdullah'ın İstanbul'da hangi yılda doğduğunu bilmiyoruz [2]. 1032 senesinden itibaren (bu sene 26 birinci teşrin [1] Bütün bu tercüme-i hal, muhterem Hammer'in, Synopsis encyclopaedica doctrinarum Orientalium adlı eserinin başına konmuştur ve eğer yanılmıyorsam, James Mitchell de, The History of the maritime wars of the Turks, translated from the Turkish of Hajt Khalifeh aalı escrine dercetmiştir. Bundan maada, krş. Koehler, Eichhornos Repertorium (III, 277 - 84). - Wahl, Iran Tarihi, s. 157 v. d., s. 183, s. 188. - Riske Otobiografi. s. 161 - 62 ve su eserinde : Prodidagmatis ad Hagjt Chalifae librum memorialem rerum a Muhammedanis gesta- rum (Koehler tarafından neşrolunan Suriye Salnameierinde) .- Galland, Bibliotheque d'Herbelot ya yazdığı öteuzde. - Beck, M, d'Ohsson'nın Tableau general de l'Empire Ottomar tercümesinde (c. I, 569); Toderini, Letterature Turchesca (III, 27) ve Hausleutner, aynı eserin almanca tercümesinde (II, 182 v.d.); De Rossi, Dizionario storico degli autori arabi, Hacı Kalfa maddesinde, s. 88. Jos. von Hammer, Osmanlı Ddevleti tarihi VI, 46 v. d .; - Renaudot, Historia Patriarcharam Alekxandrinorum 1. 536. - Petis de la Croix, Histoire de Timar Bec mukad- dimesinde s. XXXV v. d. - Biographie universelle de Hacı Kalfa maddesi ve Hammer, de Sacy vesaire gibi bu muellifi söz arasında fevkalade sık zikreden muharrirler. [2] Kâtib Çelebi'nin, Sullam al-vasal adlı eserinde kendi- sinin 1017 yılının zilkadesinde doğduğunu söylediği hayatı hak- kında verilen malumat sırasında yazılmış idi. (M. Ş. Y.) 35 G. Flügel'in mukaddimesi 36 وستين بعد الألف رحمه الله تعالى رحمة واسعة والحمدلله وحده وصلى الله على من لا فى بعده وعلى آله واصحابه وازواجه واحبابه وسلم تسليماً كثيراً. Bundan sonra mütercim devam ediyor: «Achevé de traduire d'Arabesque en François le 3. Octbr. 1699 ou le 8 e de Rabyulakhir 1111. Par François Pétis, sécretaire Interprète du Roi en langues orientales, et Lecteur et Professeur ordi- naire de sa Majesté en langue Arabesque au Col- lège Royal de France à Paris. Fin. Achevé de copier le texte Arabe sur les deux Exemplaires originaux venus de Constantinople scavoir l'un bien écrit et mal orthograhié apporté par le R. P. Bensier Jésuite et l'autre mal écrit et bien orthographié par le feu S. d'Hermanges, me- decin du Grand Vizir Koprolioglu et depuis de son Altesse serenissime Monseigneur le Comte de Touloze (?) Amiral de France ce 19. Août 1702. Achevé d'Ecrire les matières et auteurs aux marges le 11. Août 1703. Achevé l'Index ou Table des matieres par Alphabet le 26. Mars 1705.» ( Arapçadan Fransızcaya tercümesi 3 birinci teşrin 1609 yahut 8 rebiülâhır 1111 de tamam- lanmıştır. Mütercim: Francois Petis kıralın şark lisanları mütercim-kâtibi, College de France'ta kıralın arapça lektör ve ordinaryüs profesörü ) Son Arapça metnin istinsahı, 19 Ağustos 1702 de itmam edilmiştir. İstinsah, Istanbul'dan gelen iki orijinal nüshadan yapılmıştır : bunlardan, iyi yazılmış fakat imlâsı bozuk olan bir tanesi Cezvit papazı muhterem Per Bensier tarafından; fena yazılmış fakat imlâsı düzgün olan diğeri, evelce sadrazam Köprülü-oğlu'nun ve sonra Fransa Amiralı Faha- metmeap Kont de Touloze (?) un hekimliğinde bu- lunmuş olan müteveffa S. d'Harmanges tarafından getirilmiştir. Kenarlara maddelerin ve müelliflerin yazılması 1703 te, Fihrist, yahut alfabe sırası ile mündericat listesi, 26 mart 1705 te itmam olunmuştur). Bu sözlerden anlaşıldığına göre Pétis 'in S nüs- hasını kullandığına şüphe yoktur; fakat diğer nüs- hanın E nüshası olup olmadığı hakkında kat'î bir söz söylemeğe pek cesaret edemiyorum. Nisbeten büyük kıt'adaki el yazıları arasında 161 numarada bulunan Berlin nüshası, oldukça uzun ve kıymetsiz bir hatimeyi ihtiva etmektedir ki bu- nun nihayetinde şu ibare bulunmaktadır: ووافق الفراغ من رقم هذا المجموع المبارك يوم الجمة الاعن الازهر خامس عشر شهر صفر من شهور سنة ١١٦٧ ألف ومائة وسبعة وستين من هجرة من له العز ومنتهى الشرف صلى الله عليه وآله وصحبه وانصاره. Müstensihin ismi görülmüyor; tahrir işinin sonu 1167 senesi safer ayının (yani hıristiyan takviminde 1754 senesinin ) ortalarına düşer. Kamusun bu el yazılarından başka, birkaç ta- nesi de Felemenk ve İtalya'da bulunmaktadır. Bir çok âlimler bunları işlerine yarıyacak surette kul- lanmışlardır. Bir misal olarak şunu zikredelim ki muhterem Hamaker'in „Specimen catalogi" ' sini tanzim ederken istifade fırsatına nail olnuğu nusha, kitabın mukaddimesinden öğrendiğimiz vechile, şüphesiz en yüksek evsafı haizdi, ve bundan oku- yabildiğim parçalar, meselâ : s. 246-247 deki kısım, bizim B nüshamızın harfiyyen aynıdır. - Şimdi, sözü geçen İtalya nüshası, Bologna'da „Bib- lioteca Marsigliana“ 'da muhafaza olunmaktadır. Bu nusha Mihaelis Talhman tarafından, Kont Aloysius Ferdinand Marsigli 'nin kısmen Türklere karşı son savaşta, kısmen de İstanbul 'a yaptığı seyahatte topladığı şark el yazılarının listesinde (Viyana, 1702) nr. 2 s. 5 te tasvir edilmektedir. Bu nüsha üç ciltten ibarettir. Eserini okuyucularına tavsiye ve metheden muharrir şunu ilâve ediyor: , Hâtime yerine konan aşağıdaki fihrist, bu üç ciltte elif- banın herhangi bir harfi ile arapça, farsça ve türk- çe ne kadar kitap ismi başladığını - ileride daha iyisi yapılıncaya kadar - gösteriyor". Eğer daha kolay elde edilebilecek bir kitaba müracaat ederek, kitapların hesabının yanlış bir netice verdiğini an- lamak istiyorsak, Assemani 'nin Biblioteca Orienta- lis Clementino Vaticana 'sı, 1 633 'e müracaat edelim. Orada kitabın mukaddimesinin muhtevası bildiril- mektedir. Vatikan kütüphanesinde saklanan nüsha, XVIII. asrın başında Marsigli nüshasından yapılmış bir istinsahtır; Marsigli'nin „el yazıları ve matbu kitapları şimdi Bologna İlimler Enstitüsü kütüpha- nesinin bir kısmını teşkil etmektedir." Metni, ınısırlı Clemens Caracciolo yazmıştır ; Assemani 'nin, s. 632 de işaret edilen eserde dediği gibi, bu adam Malta'da esir edildiği sırada İslâmlar arasında imamlık vazifesi görürmüş, yakınlarının itirazlarına rağmen hıristiyan olmuş, Malta 'nın muhterem In- quisitor 'u (dinî mahkeme reisi) tarafından Roma'ya gönderilmiş, orada, pek mukaddes Papa'nın (Cle- mens XI) emsalsiz lûtfuna mazhar olmuş, refah ile maişetini temin için Papa 'dan aylık bir. tahsisata nail olmuş ve arapça eserlerin istinsahı ile iştigal etmiş. Assemani'nin daima ve mükerreren mevzuu- bahs ettiği iki nüsha, yani Bologne ve Roma nūs- haları hakkında Marrius [1] ile Adler [2] i muka- [1] Cardonne'nun Histoire de l'Afrique et de l'Espagne sous la Domination des Arabes adlı eserinin almanca tercüme- sine yazdığı önsöze bakınız, S. 16. [2] Iter. Bibl. critici, S. 51 34 G. Flügel'in mukaddimesi 33 Bundan anlaşılıyor ki, 'Muhammed b. Sayyid 'İsa Sihrani'nin Dımışk hâkimlerinden Senaî tahallus et- miş Ahmed Efendi'nin nefine olarak yazdığı yazı, 1139 senesinin cemaziulâhırinda (yani 1727 sene- sinde) itmam edilmiştir. Şark akademisi kütüphanesinde 352 numarada kayitli B nüshasının sonunda şu metin bulunmak- tadır: قد اتفق الفراغ عن تصحيح هذا الكتاب بمون عناية الملك الوهاب المشتهر بأسماء الكتب لدى اعيان الافاضل والكتاب وقد امرفى بتصحيحه من هو ولى للعلماء الاعلام وصدر الفضلاء النبلاء الفحام والحال ان النسخ من هذا الكتاب قد تطرق فيها التحريف والتصحيف بكثرة الاستكتاب وامتثلت امره بين الاقدام والاحجام لعلمى بما انطوى عليه من الاحجام مع مافى من العجز والقصور والتى والفتور واشتغال الافكار ومصابرة الاقدار فاعتمدت على عوايد مولاى الجليل فى اقداره الجميل فشمرت ساعد الاجتهاد واخذت فى تحرير ماله قد أشاد بعد ان حصلت مسودة المؤلف ليكون الغلط من النساح اذا الغالب عليهم ان يكونوا للكتب مساخ فتتبت كل مافيه من كتب او رسائل وحواشٍ وشروح ومراسل بمراجعة كتب الطبقات والتواريخ التى تنوف عن أربعمائة مجلد حتى جعلت كل كتاب بربه مؤيداً وحررت وفيات المصنفين الامجاد بعد أن كانت متفاوتة الاعداد وربما كان بعضهم خال عن ذكر زمن الوفاة فذكرته ليكون مكملا غير مفتقر لما سواء وأدرجت على ترتيب ماصنف بعده مما يعد وما فاته من الكتب والحواشى مما يوجد وكل ما ذكر فيه من بعد تاريخ وفاته فهو مضموم وما فاته مصنفه مما الف قبله فهو مفهوم حتى أشرق تمامه فى وقت الاشراق من يوم الاحد الرابع. من شهر ربيع الاخر لسنة سبعين ومائة بعد الالف السابع فنسأل الله سبحانه أن يجيزنا عليه من كرمه العميم وان يجزل صلتنا يرحمته انه البر الرؤى الرحيم وصلى الله على سيدنا محمد وآله وصحبه وسلم تسليما والحمدلله رب العالمين. Bundan, bu nüshayı en iyiler arasında saymak- ta, neden dolayı haklı olduğumuzu öğreniyoruz. Yazıcının, yahut metni yazmış olan âlim kimse onun gözü önünde, müellifin ilk müsveddesi bulu- nuyordu; bu zat Hacı Kalfa'nın kamusunda mukayese ve itmama muhtaç görünen noktaları mukayese ve itmam etmek için dört yüzden fazla cilt okumuş ve böylece kendi ifadesine nazaran, kitaplarim bozucusu* adim verdigi, مساخ الكتب .Ül ¿L'lerin fevkalade sık istinsah edilmiş olan bu kitapta yaptıkları yanlışlardan içtinap etmiş. Demek oluyor ki, Şark akademisi bu İstanbul nüs- hasına sahip olmakla iftihar etmekte, tamamen haklıdır. Bu nüsha, yanılmıyorsam, 1400 kuruşa satın alınmış ve 1757 senesinde yazılmıştır ; üzerinde şu başlık bulunmaktadır: „Hoc manus- criptum accepit academia LL. OO. gratiose pro- curante III.mo Dmo Barone Ottenfels - Gschwind, In- ternuncio C. R. A. M. tjs ad Portam Ottomanicam, anno 1827, quod prius erat Domini Ismail Ferruch Efendi, quondam Legati Ottomanici ad aulam Bri- tannicam.„. (Şark lisanları akademisi bu el yazısını, Avusturya Hükümdarı Haşmetlû İmparator ve Kıra- lın Babıâli nezdindeki büyük elçisi, Asaletlû Baron Ottenfels-Gschwind cenaplarının lûtufkâr himmetle- riyle, 1827 senesinde elde etmiştir; evelce, Britanya kırallığı nezdinde esbak elçi İsmail Ferruh Efendiye aitti). Sylvestre de Sacy cenaplarının hemen hemen daima kullanmış oldukları Paris nūshası S, Mehmed Efendi isminde biri tarafından 1091 (1680) senesinde yazılmıştır. Zira sonunda şunu okuyoruz: -Bundan bas . تم هذا الكتاب فى يد الفقير محمد سنة ١٠٩١ ka bir şey yoktur. E nüshasından bahsetmek için bir sebep mevcut değildir. Bozukluğunu yuka- rida mevzuubahs ettik. Son olarak, biri metni, ikincisi bir tercümeyi ve üçüncüsü fihristi ihtiva etmek üzere üç ciltten müteşekkil Paris nūshası, biraz evvel gördüğümüz gibi Pétis de la Croix tarafından yazılmış ve birinci cildin yazılış tarihi, şu kelimelerle tespit oluştur: Ce livre a été écrit et publié à l'impromtu par Pétis. Achevé de traduire d'Arabesque en François le 4. Sept. 1698, scavoir le 28. safar 1110. Par François Petis Secr. Interp. du Roi en langues Orientales et professeur en langue Arabesque au Collège Royal de Paris. Achevé de copier l'Arabe à côté le 18. Jun. 1702. Achevé de mettre les marges de ce Tome le 29. Janv. 1703 [1]. Achevé l'index de ce Tome le 25. Novbr, 1703. (Arapçadan fransızcaya tercümesi 4 eylül 1698 de, yani 28 safer 1110 da tamamlanmıştır. Yapan François Pétis, kıralın mütercim - kâtibi ve Paris'te kıralî kollejde arapça lisanı profesörü, Yandaki arapçanın istinsahı, 18 haziran 1702 de tamamlanmıştır, Bu cildin haşiyeleri, 29 ikinci kânun 1703 te itmam edilmiştir [2]. Bu cildin fihristi 25 ikinci teşrin 1703 te itmam olunmuştur). İkinci cildin sonunda şunu buluyoruz: lie į Buda, noksan olan tahrir senesi . الكتاب فى يد الفقير محمد müstesna, S nüshasında gördüğümüze tamamen te- vafuk etmektedir. Fakat şunlar da ilâve olunmuştur: قد استراح قلم الفقير حسين بن مصطفى الحسينى ملهاد (أ) الحلى من هذه النسخة من نسخة سقيمة مغلوطة مع اصلاح بقدر الامكان فى خامس شهر رمضان سنة تسع وثمانين والف من هجرة من له العز والشرف وأظن ان المؤلف وفاته كانت فى سنة ست وستين او سبع [1] Bu kitap. Petis tarafından yazılmış ve neşredilmiştir. [2] Bu zat, her faslı mutales ettiğini, derkenar olarak göstermeğe gayret etmişse de, mumaileyhin bu teşebbüsünde sık uk yamıldığını teslim etmeliyiz. 32 G. Flügel'in mukaddimesi 31 boşa çıkmıştır. Nihayet, Devlet kütüphanesinin üçüncü nüshasına geçiyorum; bu, pek büyük kıt'a- da iki cilt teşkil etmekte olup Petis de La Croix tarafından tertip edilmiştir; metnin karşısında fran- sızca tercümesinin de bulunduğu malûmdur. Metnin nereden istinsah edildiği, aşağıda, mütercimden öğ- renilecektir; lâkin şunu haklı olarak iddia edebile- ceğime kaniimdir ki, mumaileyh, bir çok yerde, ev- velce zikredilen metinlerde mevcut haşiyelerdeki tarzdan başka bir tarzı iltizam etmektedir. Pétis de La Croix, tercümesinin kenarına copil. kelimelerini koymuştur; kullandığı metinlerin yanlışla dolu oldu- ğunu göz önünde tutarak, bu zatın, müellifi anla- mıya muktedir olmadığını ve hakikaten de anlama- mış olduğunu istintaç ediyoruz. Bu cihetlere biraz daha aşağıda yakinen temas edeceğiz. Büyük kütüphanede [1] hıfzolunan bu nüsha- lardan maada, muhterem Sylvestre de Sacy'nin, (Notices et Exraits, VIII, 200 v.d .; krş. ayn. esr., VII, 25), etraflıca tasvir ettiği nüshayı da gör- düm. Fakat bu, Askerî müze kütüphanesinin, şark elyazıları meyanındadır, ve üzerindeki ser- levha birçok âlimleri aldatmıştır. Metnin, pekaz yerinde de olsa, gayri kâfi ve bozuk olan haşiye- lerini düzeltmeğe salih bir çare bulurum ümidi ile, bu cildi de sonuna kadar tetkik etmek istiyordum; fakat bu hususta hiçbir ümide kapılmamam lâzım geldiğini, daha ilk sahifelerde gördüm; bu sebeple de tasavvurumdan sarfınazar ettim. Sylvestre de Sacy'nin, kitap hakkında yürüttüğü mülâhazaların doğruluğuna kanaat getiren kim olursa olsun, vaziyetin böyle olduğunu, kolayca teslim edecektir. Bibliyografik kamusumuzdan iktibas olunmuş kata- loğun bir nüshası da, Kopenhag'ta mevcuttur. Bu, ne kadar tahmin edebilirseniz o kadar zayıftır. Bu şehirde, şark el yazıları kütüphanesinde, 13 numa- rada, büyük kıt'ada bir nüsha zikredilmektedir; bu nüshanın üzerinde şu serlevha yazılıdır:, ,meshur Arap, Fars": كشف الظنون عن أسماء الكتب والفنون Türk kütüphanesi, yahut HacıKalfa. 1762=1176 senesi, 21 Temmuz. Kitabın mahfazasının üzerinde, su yazi vardir :دفتر الكتب فى جامع الأزهر (Nieb., yani kitap Niebuhr tarafından Kopenhag 'a getirilmiştir.) Hacı Kalfa'nın kitabının başından, hiç şüp- hesiz, birçok macera geçmiştir; bunu, her şeyden önce, eserin başka bir hulâsasının mevcudiyetinden anlıyoruz; bir nüshasını Berlin kütüphanesinde gör- düğümüz bu hulâsa, oldukça büyük kıt'ada bir nüsha olup ( nr. 161 ) muhterem Ehrenberg tara- fından şarktan getirilmiş ve akademiye takdim olunmuştur. Akademi, bu nüshanın Kırali kütüpha- nede hıfzolunmasını arzu etmiştir. Kitabı, başından [1] Yani Paris Devlet kutuphanesinde (Rohde-Hızır). sonuna kadar tetkik nazarından geçirdim ve üze- rinde çalışmak için birkaç ay sarfettim, ve gördüm ki, hem Hacı Kalfa'nın eserinde mefkut olan, hem de şayanı kabul olmayan ·birçok şeyi. ihtiva etmektedir. Hâşiye ve ilâvelerin gelişi güzel uydu- rulduğu gözüküyor; bunların hiçbir vecihle itimada şayan olmadığı ve bir esasa istinat ettirilmemiş olduğu ilk bakışta anlaşılabilir. Bilhassa eserdeki adetler dikkatle gözden geçirilirse bunların çok defa, doğru- luktan inhiraf ettiği görülür. Bir taraftan yanlış ilâveler yapılmış olduğu gibi, diğer taraftan Hacı Kalfa'nın eserinde bulunan birçok noktalar da burada yoktur. Bu cihet, hâşiyelerde görülecektir. Zira háşiyelerde, iddiamı en bariz bir surette ispat eden yerleri, zikredeceğim. Binaenaleyh, Berlin nüshasına kör körüne itimattan çok sakınmak ge- rektir. Böyle bir eserin, kimin tarafından, nerede ve ne maksatla vücude getirilebildiğini, istiyen mey- dana çıkarsın. Kitap, sonunda okuduğumuz veç- hile, 1160 senesinin safer ayında ( yani 1753 senesinin sonlarına doğru ) yazılmıştır. Müstensihin adı ile, yazıldığı yer zikredilmemiştir. Romanzow kütüphanesinde hifzolunan ve muhterem Fraehn tarafından birkaç defa zikredilmiş bulunan, Petres- burg nüshası da, metinden, mutat şekildeki inhi- rafları arzetmektedir; ve bu âlim, bizim nūshamızı tetkik edince, her iki kitap arasında ne gibi bir münasebet mevcut olduğunu kolayca görecektir. Bir misal olarak şunu ilâve etmeme müsaade olun- sun : muhterem Fraehn tarafından (İbn Fazlan ese- rinde, s. L) zikrolunan yer, Berlin nüshasındaki mukabil parçanın harfi harfine aynıdır. Birçok şey- ler de keyfî olarak ilâve edilmiştir. Ve bu zatın işaret ettiği gibi, adetler dahi hatadan sâlim değildir. Şimdi, kısaca ve acele tasvir ettiğimiz nüsha- lardan, bunların tarihçelerini ve durumlarını doğruca tesbite yarıyacak bazı parçalar doğrudan doğruya alınacaktır. Böylece, okuyucu, bizzat bu ılar hakkında serbest hüküm vermek imkânını elde edecektir. A قد تم هذا الكتاب :nushasinin [1] sonunda su ibare vardIr عن يدالعبد الضعيف المحتاج الى رحمة ربه الغنى محمد بن سيد عيسى الصحرانى وقد وقع الامام عن كتابة هذا الكتاب فى يوم السبت من شهر جمادى الآخرى سنة تسع وثائين ومأة بعد ألالف كتبته فى خدمة أعلى العلماء وقدوة الفضلاء صانه الله وحفظه الله من كل البلاًء اعنى المولى المعظم وولى النعم القاضى بدمشق الشام سابقا أحمد أفندى المتخلص بالسنائى تضعنا باعلى هممه العالية وجعلنا ذهبا خالصا باكسير نظره الجليه وابقاه الله واولاده عزيزاً وشريفاً بحرمة سيد المرسلين وآله وأصحابه أجمعين والحمد والشكر والمنة لله رب العالمين تم الكتاب بعون الله الملك الوهاب . [1] Bk. ,, Codices Arabicos, Persicos, Turcicos Bibli- othecae Caessareco - Regio - Palatinae Vindobonensis, recensuit Joseph de Hammer. Vindobonne 1820. nr. 401, s. 40 - Fodi- nae Orient. II, 418. G. FLUGEL'İN LÂTİNCE KAŞF AL-ZUNÜN TERCÜMESİNE YAZDIĞI MUKADDİME Şark edebiyatı kaynaklarından, doğrudan doğ- ruya nasıl istifade edebileceğimi, daima, kendi ken- dime düşünürdüm; onun içindir ki, bundan sekiz sene evvel, dört senelik bir seyahate çıktığım za- man, Joseph von Hammer 'i ve kütüphaneleri ziya- ret etmek üzere evvelâ Vivana 'ya gittim. Burada, hem İmparatorluk kütüphanesinde, hem de Şark akademisinde ve bilhassa, ismini şimdi zikrettiğim zatın kolleksiyonunda, en mükemmel el yazmaların- dan mürekkep, toplu bir kolleksiyonu çalışmalarıma açık buldum. Onun için, ilk ve en mühim vazifem, serbest zamanımı, evvel emirde, hangi eserlerin kı- raatına ve istinsahına hasretmem lâzım geldiğini iyice tetkik etmekti. Şarkın, siyasî, edebî, tarihî ve ilim şubeleri ile ayrıca alâkadar olmak istediğimden, bu tarihlerin esaslı surette bilinmesine yarıyacak kıymetli kitapların cümlesini, dikkatle gözden geçir- dim ve böylece, Hacı Kalfa'nın ansiklopedik ve biyoğrafik kamusuna, bütün dikkatimi temerküz et- tirmiş oldum. Zira bu fevkalade kıymetli ve nâdir eserden, Viyana'da iki nüsha hıfzedilmektedir; Av- rupa 'nın bütün diğer memleketlerinin böyle bir şeye malik olmakla iftihar edecek vaziyette olmadıkları- ni, pekâlâ, biliyordum. Ve bunlardan (yani bu nüs- halardan) istifade etmek vecibesi, benim için o nisbette büyüktü. Şimdi, Şark akademisinin kütüp- hanesinde bulunan nüsha, Viyana'ya geldiğim zaman, henüz İstanbul'dan vürut etmemiş olduğundan, her gün İmparatorluk kütüphanesini ziyaret ettim ve orada hıfzedilen nüshayı, aynen ve harfiyen istinsa- ha başladım: tam bu çalışmanın ortasında iken, ikinci bir nushanın, masarifi Şark akademisince temin edilerek, İstanbul'dan getirildiğini işittim ve akademinin o zamanki çok kıymetli reisi muhte- rem Höck'ten, onu mukayese ve istinsah etmek müsaadesini rica ettim. Bu zat ile Vizenz von Rosenweig, ricamı nezaketle kabul ettiler ve ben de kitaptan altı aydan fazla bir zaman, rahatça ve ser- bestçe istifade ettim. Kısa bir müddet zarfında gördüm ki bu nüsha, yazısı daha okunaklı olduğu kadar, metninin tagayyürden masun ve nüshanın temiz kalmış olması yüzünden, Imparatorluk kütüp- hanesindekinden çok üstün ve, biri ¿ harfinde mü- himce, diğeri , harfinde daha ehemmiyetsiz iki noksan mūstesna, tamamen kusurdan sâlimir. Bu kusurlara ileride işaret edilecektir. Şerhte, akade- - mi nüshasının B harfi ile, İmparatorluk kütüphane- si nüshasının da A harfi ile işaretlendirilmiş olduğu görülecektir; bir de, hemen başlangıçta, okuyucuya şunu hatırlatmama müsaade olunsun ki, bizim nüs- hamızda kavs içine konmuş ne varsa, akademi nüshasında (yani B de) mevcut olmakla beraber asıl metne ait değildir. Bundan şu netice çıkar: ya müstensih, bizzat çok okumuş âlim bir adam imiş ve Hacı Kalfa'nın bilmediği ve ilave etme- sini unuttuğu şeyleri ilâve etmiş; yahut ta müsten- sih, âlim bir el tarafından yazılmış ve haşiyeler ile doldurulmuş bir nüshayı istinsah etmiş ve bütün bu haşiye ve ilâveleri, aynen kopya etmiş. Birinci faraziyenin doğruluğuna, aşağıdaki maruzat şahadet edecektir. Hacı Kalfa'yı izaha yarıyacak bir takım tenkidî yardımcı vasıtalarla mücehhez olarak, aynı eserin Paris ve Berlin 'deki nüshalarını araştırmak üzere, bu şehirlere gittim. Paris Devlet kütüphane- sinde, üç nüsha bulunmaktadır. Fakat bunların hiç biri, ne derunî ne de haricî yapı bakımlarından, Viyanada 'kiler ayarındadır. Bunların, tarafımdan S harfi ile işaretlendirilmiş olan en iyisi, her ne kadar oldukça zarif bir hatla yazılmış ise de, metnin ken- disi, - yazı hatalarını ve istinsah ettiği şeyi, ekseri- ya, okumak ve anlamaktan âciz olduğuna şüphe olmıyan müstensihin ihmâli yüzünden - o derece yanlışla doludur ki, pek çok yerde, okuyucuyu şa- şırtmaktadır; bu metin, ancak, haşiyelerin mukaye- sesine ve zenginleştirilmesine yarıyabilir. Böyle ol- makla beraber, bu metnin bazı şüpheli haşiyelerin tesbitinde ve doğruyu yanlıştan tefrikte, bana olduk- ça faydası dokunduğunu inkâr edemem. Bu şehir- de, .bundan maada, aşağıda E harfi ile işaretlendi- rilmiş bir nüsha daha vardır; bu nüshanın hemen hemen, hiç bir kıymeti haiz olmadığını söylemek doğru olur. Müstensih, bunu vücude getirmekle, ne istediğini her halde bilmemiştir; başkaları da bunu zor tahmin edebileceklerdir. Vakıâ, metinde bir ta- kım yazılar, harfler görülüyor, fakat bunların arala- rında, ekseriyetle, bir rabıta yoktur ve yazı o de- rece mütereddittir ki, mana çıkarmaktan ümit kes- mek lâzımgelmektedir. Müstensihlerin müştereken yaptıkları hatalarla, daima yalnış okunagelmiş kısım- ların tashihinde, belki bana yardım eder diye, bu kitaba ne zaman baktımsa, her defasında gayretim 27 Kâtib Çelebinin İlmî Şahsiyeti 28 bu eserin aslı Carionis Joannis tarafından yazılmış ve Melanchton tarafından ikmal ve tadil edilmiştir. Eserlerinden Kaşf al-Zunun lâtince ve fransız- caya tercüme olunduğu gibi Cihannumā'sı dahi latinceye ve Takvim al-Tavārīh italyancaya tercü- me edilmiştir. Bu münevver gayr-i resmî müderris, talebesine kosmoğrafya, hendese, hesap gibi akliyata ait ders- ler, vererek ve bir taraftan da tarihî ve coğrafi eserler vücude getirerek, muhitinde Aprupalılar sa- yesinde yeni bir unsur hazırlamağa ve fıkhin cari meseleleri üzerinde kalmış olan hocaları fıkıh ile alâkadar olarak tertip ettiği kosmoğrafya ve hendese sualleri ile oldukları yerden hareket ettir- meğe çalışıyordu. Ne yazık ki bu büyük zat, henüz elli yaşında bile değil iken birdenbire ölmüş ve ilim âlemi büyük bir adamını kaybetmişti. (M. Ş. Y.) KÁTİB CELEBI'NİN HAYATI Kâtib Çelebi'nin hayatını öğrenmek için kendi- sinin Sullam al-ousul ilā tabakāt al-Fuhul [1] une bakmak en doğru bir hareket olur. Bu zat; bu kita- bının birinci kısmının sonunda kendi hayatının; bu eseri telif tarihine kadar olan parçasını yazmıştır. Burada şöyle söylüyor: "Doğum ve neşet mahalli İstanbul olan Abdul- lah oğlu Mustafa'yım. Mezheben Hanefî ve meşreben İşrakıyim [2] beldemiz uleması arasında Kâtib Çe- lebi: divan mensuplarınca Hacı Halife diye anılırım. Bir kuluna Allah'ın kendisine vermiş olduğu nimet- leri zikretmesi o nimetlerin şükrü cümlesinden ol- makla Suyutî, Şa'ranî, Yakutu Hamevi, Şeyhülislâm İbni Hacer vesair zatlar kitaplarının sonlarında kendi hal tercümelerini zikir ve irat etmiş, bazıları da bu hususta müstakil risaleler yazmış olmalarıyle on- lara tabaiyyetle ve Rabbimin bana ihsan etmiş olduğu nimetleri tahdisen ben de burada hal ter- cümemi zikir ve irat etmekte bir beis gürmüyorum. Validemden işittiğime göre, 1017 yılının zilka- desinde doğmuşum. Babam Abdullah Enderuna girmiş ve oradan mutat vazife ile çıkarak silâh- darlar zümresine iltihak etmiş ve bu vazifeye kana- atle seferlere gider, gelir olmuş idi. Kendisi salih bir zat olup ulema ve meşayih meclislerine devam eder ve geceleri ibadet eylerdi. Yaşım beş veya altı olunca, Kur'an okutmak ve tecvit öğretmek için bana Kırımlı İmam İsa Halifeyi muallim tayin etti. Ondan Kur'anı ve tecvitten Mukaddime-i Ceze- riyeyi ve Şurutussalât kitabını okudum. Sonra bu okuduklarımı Mesih Paşa ve Zekeriyya Efendi Da- rülkurrasında İbrahim Efendi ve Nefeszadeye ezber dinlettim. Ve Kur'anın nısfını arz ile iktifa eyledim. Bundan sonra Imam İlyas hocadan tasrif ve Avamil okudum ve Bögri Ahmed Çelebi diye maruf olan hattattan yazı yazdım. Yaşım on dörde gelince [1] Müsliifin kendi yazısiyle olan bu eseri İstanbul'da Şehid Ali Paşa Kütüphanesindedir. Sayı 1877. [2] Marifeti ilahiyeyi istihsal etmek için nazar ve istidlâl yolu olduğu gibi bir de riyazat ve mücahede yolu vardır. Birin- ei yola salik olanlar bir peygamberin şeriatine tâbi bulunurlarsa mütekellim namını alırlar. Bir şeriate tabi bulunmazlarsa bun- lora Meggaun denilir. İkinci yola salik bulunanlar dahi riyazat ve mücahedelerinde bir peygamberin geriatince hareket eder- lerse onlara Sufiye denilir. Riyazat ve mucahedede bir peygam- beris geristine muvafakat etmezlerse onlara İşrakıyyun derler. Kopā! İştelābāt al-Funun, s. 406 - 407 İstanbul basması babam, bana vazifesinden her gün için on dirhem para vererek beni kendi zümresine ilhak ile divan aklâmından Muhasebei Anadolu diye maruf olan kaleme çırak verdi (1032). Bu kalemde bulunan halifelerden az zaman içinde hesap kaidelerini ve siyakat yazısını öğrendim. Askerin 1033 te Abaza Paşa isyanına karşı gidişlerinde babamla bu sefere iştirak ile, bu sene Kayseriye civarında vaki olan muharebede bulundum (Tercan seferi). Sonra yine babamla Bağdad seferine gittim (1035). Dokuz ay devam eden muhasara müddetinde kıtlık, mağlû- biyet ve ümitsizlik acıları içinde kaldım. Şu var ki, bu felâketlere - şahsî olmayıp umumî olduğun- dan - tahammul olunmustu. المصيبة اذاعمت طات - El ile gelen dugun, bayramdir. (ذلك تقدير العزيز العليم - bu ; aziz ve alîm olan Allah'ın takdiridir. 36 sure, 28 ayet). Meyusen buradan dönüp Musul'a geldiğimiz zaman, altmış yaşlarında bulunan pederim 1035 zil- kadesinde vefat ile oradaki Camii Kebir makbere- sine gömüldü. Bir ay sonra, Nusaybin kurbundeki Cerrahlu menzilinde amcam da öldü. Buradan akra- bamdan bazı zatların refakatiyle Diyarıbekir'e kadar geldim ve orada kaldım. Babamın dostlarından Mehmed Halife namındaki zat beni Sūvari Muka- belesi diye maruf olan kaleme koydu., Kâtip Çelebi kendi yazısiyle bu eserinde haya- tının buraya kadar olan kısmını yazmıştır. Buradan aşağısını da en son eseri olan Mizan al hakk'ının sonundaki otobiyoğrafisinden takip edelim: "Bu fakir (1036) ve (1037) de Erzurum muha- sarasında bulunup 1038 de asker-i islâm ile İstan- bul'a geldi. Sabıkuzzikir merhum Kadızade Efendi- nin iştiharı zamanı olmakla, bir gün geçerken, Sultan Mehmed camiinde vâzına uğradım. Merhum muntaza- mûlkelâm olup müessir sözler söyler ve işiten eblette vâzı dinlerdi. Ekser sözü halkı ilm-i şerif tahsiline tergibe müteallik ve cehilden necata sây için tahrid olup ol hînde guya ki zimamı hatırı ele alıp ve şugl-ü tahsil semtine cezbedüp götürü gitti. Valid merhumun vasiyeti dahi bu husus olmağla görülen mukaddimat-1 ulum-ı JT aliyeyi tekrar iadeye şuru eyleyip az zamanda i'râp ve terkip meleke- sine malik oldu. Ve şeyh-i mezburun dershanesine varıp Husrev Paşa sefere gidince vâzını ve dersini dinledi. 1039 da Hemedan ve Bağdad seferini 23 Kâtib Çelebi'nin hayatı 21 Düstur - ül - amel nam risale yazıldı [2] 1064 (1653) ve 1065 (1654) te kanunname ve müftiler - şeyhülislâm- lar - hazzında mesail-i garibeyi, mufassal. fetvaları رجم الرحيم بالسين والجيم nakil ve cem'ini mutazammin yazılıp kütüphanede bulunan 300 cilt kadar mec- mualardan fihriste çekilen 4000 kadar risale fevaidini intihap maslahatına şüru olundu ve iki kıt'adan nice mecmua meali yazıldı ve bir kıt'a da tevarih ve tabakat nevadiri ve Lataif-i Nigariston-i Gifarī gibi cemolunup ihtisar üzere yazıldı. 1066 (1655) da do- nanma ahvali inkisarı bais olup kaptanların derya cenkleri ve'seferleri ve bazı tersane ve derya ahvali Tuhfat-al Ķibār'da yazılıp 1067 (1656) seferinde bu risale tahrir olundu ve bu zamana gelince haftada bir iki gün emr-i maaş hususu için kaleme varılıp baki evkatı müzakere ve mütalea ve tahrire sarfet- mek nimeti müyesser oldu. Ümittir ki bundan sonra yine bakiyei ömür bu hal ile geçe ... Mübeşşire : Bu risalenin tahrire şüru esnasında 1067 (1656) muharreminin yirmi dördüncü gecesi leyle-i ahat ta Hazret-i Fahr-1 Âlem () rüyada bu fakire göründüler. Bir sahrada erbab-ı gaza heyetinde damen dermeyan edüp kılıç kuşanmışlar. Avan ve ensar etrafta bait yerde idi. Huzuru şerif- lerinde durup bazı mesail-i ulum istifade edüp ifade buyururlar idi. Ancak hatırnişan bu oldu ki anlar kaim fakir culus ile kıyam beyninde esna-i istifadede rükbelerin takbîl edilüp : Ya Resulallah bu bendenize bir isim telkin buyurun meşgul olam deyicek bu- [2] Fezleke sahibi Kâtib Çelebi demekle meşhur Hacı Mustafa Halife dahi Ukalayı Kuttap'tan olmağın meclisi meşve- rette dahil idi'ana binaen دستور العمل لى اصلاح الخلل nam bir risale yazıp bu maslahatı mühimmenin tedariki ne tarikle kabil idügini beyan etmiştir. Lakin asrında kelâm-i hakkı isga ve mucibini icraya müstait kabil-i hitap kimesneye karin olmadınğından risa- leyi izhar etmemiş. Fezlekede der ki sonra Hüsamzade mufti iken ol risaleyi talep eyledi yazıp verdim. Huzuru Humayuna arzetmiş risalinizi padişahımıza okuyup ve okuttuk dediler, lâkin mucibi amele gelmiyeceğin fakir biliip asla mukayyet olmadım, belki zaman ile bir padişahı agâh olup anınla amel eyleyüp fevaidini müşahede eyliye demiştir. Nefselemirde risalei mez- bure bermuktazayı reyi sedit tedabiri nafiayı müştemil bir kitabı müfittir. Hakir mutalea edup derurunda munderiç olan fevaidi işbu tarihin dibacesinde bitamamiha derç ve tahrir etmişimdir. Tarihî, Naima c. 5, s. 282-283. yurdular ki ya peygamber ismine meşgul ol deyu sözü savt-i âlâ ile söylediler. Bir mertebe ki samia anınla dolup uyanıcak eseri baki idi. Bu rüyade nice manaya işaret buyurdular. Ol ehl-i gaza heyetinde damen dermeyen mütekallidi seyf görünmeleri küf- far-ı hâksarın galebe suretin gösterip bazı adalara müstevli olmağla cihat için tedariki iş'ar buyurdu- lar. Fakir dahi selef gazavatını tahrir üzre olmağla ol tasavvur zamirde caygir olmuş idi. Ve Peygam- ber ismine iştigal ile emrin tevil ve tevcihi budur ki bundan evvel dustur-i 'amal ahırında tamiye tari- kiyle bir manaya işaret olunmuş idi. Bu esnada iktıza hasabiyle ana müteallik umur tasavvuru var idi. Bu lâfızda ana beşaret hasıl olup mutabık geldi ve zınmında bir manaya dahi sarihan tenbih buyu- ruldu. Tenbih bu ki sabıka bazı ulûm-ı şer'iye dersle- riyle takayyüt olunur idi. Usul-i Fıkıh ve Fürû okutup bazı meşayih tefsir ve hadis müzakere ederler idi ve bu yakınlarda gelen talipler riyaziyat ve makulât ders- leri okuyup meşruat kalmış idi. Ol derslere devam ve şügl meşrepte intihal vesilesidir. «Maksuda vusul tarikında bizimle tevessül eyle yani sen; ismu-llah'a talip isen ol matlaba vusul, bizim tavassutumuz ile olur. Zira sen millîsin. Peygamber'in ile tevessüle iştigal eyle ... » demekle tenbih buyur- dular. Zira uçmağa cenaheyn lâzımdır. Bir kanatla menzil alınmaz. Makulât ve meşruat cenaheyn me- sabesindedir. Bundan sonra meşruat dersleriyle te- kayyude azimet olundu. Allahü Taalâ Hazretleri muvaffak eyliye ... » Ne yazık ki, bakıye-i umrunu de ilme hasrede- ceğini vadeden bu çalışkan ve değerli zatın bu son eserinin sonundaki temennileri tahakkuk ede- miyerek, bu yıl içinde 1067 (1656), henüz elli yaşına gelmemiş iken, hayata veda etmşitir. İstanbul Üniversitesi kütüphanesinde mevcut olan (Yildiz, Sayi : 21 husust; yazma) معيار الدول ومسبار الملل in sonunda Kâtip Çelebi'nin füceten vefat etmiş ol- duğu görülmektedir. Süleymaniye kütüphanesindeki Halet Efendi ki- taplarından olan Macalla al - nisab (Sayı: 1168) ta Kâtip Çelebi'nin Edirne'de vefat ettiği yazılıyorsa da (varak : 362) bunun doğru olmadığını biliyoruz. (M. Ş. Y.) 21 Kâtib Celebi'nin hayatı 22 Isfahanî ve Kazımir ve adab-ı bahis ve Fenarî ve Şerh-i Tehzip ve Şemsiye derslerin istima etmiştim. Ol aralıkta talipler sarf mukaddimatı ve mantıkta Fenari ve Şerhi ve Şemsiye ve Cami ve Muhtasar ve Faraiż ve Mültaka ve Durer derslerin okuyup kimi itmam etti. + Kadımîr ve Şerh-i Makasıd umuru âmmesini oku- dular. Bu esnada mizaca inhiraf gelüp ıslah-ı mizaç ve ilâç için ilm-i tıbba iştigal olundu. Esbab-ı ruhaniye ile mudavat için 'ilm-i Huruf ve Asma ve Havas kitapları görülüp mizaca itidal geldi. 1057 bududun- da Akhisarî Ahmed i Rumi oğlu Mevlana Mehmed ki kavabil-i asırdan idi. Fakirhane kurbunda [1] sa- kin olup riyaziyat derslerine müdavemet eyledi. Hendesede Şerh-i Aşkal ve hesapta Ali kuşçu Mu- hammediyesini okuyup zeyçten düstur-ı takvim is- tihracı kaidesini gördü. Fennin müşkülâtı nazarında bedihî derecesinde idi. Talib-i mezbur recasiyle ol zaman Muhammediye'ye nısfına varınca bir şerh·i memzuç yazmıştım. Fart-ı zekâ mühlik olduğu anda ve veled-i fakirde müşahede olunup ikisi dahi vefat ettiler. Şerh-i mezbur hali üzere kalup beyazına zihin teveccüh etmedi. Mezburdan sonra beş, on talip Muhammediye dersin okuyup şerhi tekmil reca et- tiler. İstidatları ol mertebede olmamağla şevk-u himmete fütur geldi. Uzlet ve inkıta zamanı inti- haya karip olup sabıka yazılan Fezleke'nin fihristi makamında olan Takvim - al - tevarih [2] türkî ve farisî mülemma ve mücedvel bir tarz-ı mergupta yazılıp iki ayda itmamına ericek 1058 evahirinde Şeyhülislâm Abdurrahim Efendi, Veziriazam Koca Mehmet Paşaya gönderip: Bunun çok mertebeye istihkakı vardır, nihayet dünya hususunda dun himmettir, mansıp ve cah istemez, tarikında mas- lahatı ne ise asla tereddüt olunmayıp görüle ... [3] deyu tenbih eylemişti. Zira merhumun dersine ha- zır olup bazı musahabet-i ilmiye edüp risale vermiş idim. Tamam mertebe kadrimi bilip gâhi davet ve tevarihe müteallik umurda meşveret ederdi. Tevari- he müracaat babında fakir ile iktifa etmişti. Paşay-ı mezbure fakirin tarafı hilâfında olan eşkıya bezl-i mal ve hilaf inha ile ret babında çok ameller ve sâyler etmişlerdi. Muhalefete kadir olmayıp ihtiyar olunan ikinci halifeliğe ru'us verdi. İlmin ve tevec- cuhün bereketi anların malına galip geldi. Çok [1] Mukaddimede Carullah Veliyyuddin Efendi kütüphane- sinde bulunduğunu söylemiş olduğumuz müsvedde (sayı 1619) nin zahrında mevcut olan bir yazıda Katip Çelebi'nin İstanbul'da; Fatih camiinin şimal canibinde oturduğu görülür. [2] İbrahim Müteferrika tarafından 1146 da İstanbul'da basılmıştır. [3] Bu nemekedan-i bezmi irfan ki fenn-i tarih kitaplarının neticesi ve fihristi gibidir, musevvidi ez'afuzzuafa ve ahkarulhu- lofa Hacı Halife lakap Mustafa ki mukabele-i suvaride ifna-i ömürden sonra bu telif sebebiyle 1058 evahırinde ikinci halife olmuştu. (Takvim-ul-Tevarih sonu). geçmeyip ol mahzullar berbat oldular. Kefaf ve maaş babında medar olmağa bu miktar ile iktifa olunup dahi daha ziyadesini talep hikmete muvafık olmamakla feragat ve bu mertebe ile kanaat evla görüldü. 1059 de ve 1060 ta ulûm-i garibe kitapla- rı mütalea olunup talebe tıp ve riyaziyat ve hikmet derslerin okurlar idi. Nūcumda Sifasıl ve üsturlap- ta Bistbab risalelerin ve Camıynî şerhi Kadızadei Rumî dersini ve Fethiye-i Ali Kuşçu'dan defaatia سكى الوصول الى طبقات الفحول okudular. 1061 de ve 1062 de nam tabakatımızın evvel cildi harf-i ta'ya varınca beyaz olundu. Kitabı mezburda evvelîn ve ahırîn kibarı tevarihi yazılmıştır. 1063 te muhazarat mad- ثمنة الاخيار فى الحكم والامثال delerin harf uzere tertipte „leyi , namiyle harf-i cim'e varınca beyaz olundu.[1] Ve esamii kütüp bu zamana gelince görülüp mu- talea olunan Tevarih ve Tahakat kitaplarından ma- hallerine nakilden gayri bişahsıhi elden geçen kitap- hanelerin nice bin cilt kitabı ve yirmi senedenberi sahaflar akıtıp getirdiği kütüp cümle yerlerine ya- zılıp mevzuat - ül - ulûm kitaplarında mestur olan üç yüzden ziyade fen dahi huruf tertibiyle mahalline naklolundu. Nice mebahis ve mesaili garibe yazıldı ki anınla cümle ulum ve kütübe ilm-i icmalî hâsıl ola ve buna Kaşf - al-zunun an Asami al- Ķutubi va'l- Funun namı konup sabıka müsveddesin gören ulema beyazını reca ettiklerine binaen harf-i ha'ya varınca cild-i evveli beyaz ve ulema-i asra arz olun- muş idi. Pesent ve tahsin ettiler. Sabık coğrafyada Cihannüma nam bir kitap cem'ine şüru olunmuş idi. Memalik-i nasârâ kütüb-i islâmiyede yazılmamağla frengî Atlas Major resim- leri alınıp tercümesi arzu olundu. Sabıka Fransa rahiplerinden islâma gelen Şeyh Muhammed İhlâsî lâtin dilinde mahir olmağla Atlas Minor bir buçuk senede tercüme olunup ismine ,ly denildi. Bâ- dehu Cihannuma beyazına şüru olundu. Ve bir frengî tarih dahi tercüme olunup mülûkü nasârâ tarihidir. Ve Revnak - us - saltana nam Kostantaniye tarihi dahi tercüme olunup ve Fezleke nin mufassal sene üzre tercümesi ceste ceste yazılıp Bahaî Efen- di Merhum Şeyhülislâm iken üç mesele-i garibe is- tifta olunup [2] cevap sâdir olmamağla bir ri- salede şüru olundu. Ve devletin nizamı hususunda [1] Güneşin mağripten doğuşu - Eşratı saat ; kıyamet alâ- metlerinden - heyeti kaidesine tatbik olunur mu ?.. Altı ay gündüz ; altı ay gece olan yerlerde beş vakit na- maz kılınır ve oruç tutulur mu? Mekkeden başka yerde dört cihet kıble olurmu ? [2] İstanbulda kain Esat Ef. kütüphanesindeki Keşf-el- zünun nüshasının (sayı 2385) 107. varakının ikinci yüzünün hamişinde Hekimbaşı Behçet Efendinin yazısı ile şu kayit vardır: Kutib Çelebi bu eserini cinas maddesine kadar tebyiz etmişti. Bilahara bunun musveddesi Ağa Mehmet namında bir kadının nezdiade bulunmuştur. Bu eser Yazıcızade namiyle maruf olan Mehmed Kâtibi tarafından sonuna kadar tebyiz edilmişti. 19 Kitib Çelebi'nin hayatı 20 seferleyip 1041 de geru İstanbul'a gelip Şeyhi mez- bur dersine mulazemet eyledi. Merhum- dersinde tefsir - Kadı tefsiri - ve İhyaülulum ve Şerh-i me- vakıf ve Durer ve Tarikat okuturdu. Ekser dersi kışrîce basit idi. Zira makulât semtiyle aşinalık ey- lemeyüp tefsirde ol fenlere müteallik mahal geldik- te Kadı burada felsefîlik eder derdi. 1043 te Veziriâzam Mehmed Paşa ( Tabanı Yassı ) serdar olup asker Halep kışlasına gitmekle hacc-i şerif niyetine tekrar sefere çıkıp Halep'ten Hi- caz'a seferi muyesser oldu. Eday-i hac ve ziyaretten sonra Orduy-ı Hümayun Diyarbekir'de iken gelip ol şehirde bazı ulema ile sohbet ve istifadeye ikbal ve rağbet olundu. 1044 de Sultan Murat Han ile Revan seferin seferleyip 1045 te dönüp derunî sıdk ile niyet ve bu vechile tashih-i teveccüh ve azimet olundu ki . on yıl kadar zaman evkat sefer ve hare- kette geçip nice cenkler ve vak'alar görülüp hac ve ( رجعنا من الجهاد الاصفر .gaza maslahati tamam oldu Küçük cihattan büyük cihada döndük - „ Visųlığı fehvası üzere mimbat rah-i talepte taabe nefsi nefis tavtin ve ilmi şerif tahsiline bakiyei ömrü aziz, tayin olunup rızkı mukadder esbab-ı ilme harç ve sarf olunmak mukarrer kılındı. Bu niyetle İstanbul'a geldikte Halep'te ikamet esnasında sahaf dükkâ- nının kitapları görülüp ilham-ı ilâhî ile esamii kütüp tahririne şūru olundu. İstanbul'a gelip alâ tarik-ıl-irs biraz mal intikal eyledikte miras malı kitaba verilip hırs-ı azîm ile iştigale şūru olundu. 1046 da ol kitapları mütalea müyesser olup meyl-i tabiî hasebiyle Tevarih ve Tabakat ve Vefeyat kitap- ların tetebu hoş gelür idi. 1047 de geru akraba- dan bir maldar tacir vefat ve malinden bir kaç yük akçe intikal edüp sıdk-i azimet ve hulûs-i taviyet bereketiyle feth-i bab ve suhulet-i esbap muyesser oldu. Tesir-i ilâhî ile tahsil-i fünun semt-i musahhar olup meyl-i tabiîye intizam-ı emr-i maaş imdat etme- ğin az zamanda çok mesafe ve menzil alındı. Meb- låğ-ı mirasın üç yük akçe kadarını kitaba verip ve bakisiyle tecdid-i menzil ve tedbir-i levazım-ı techhül edip ve fazlasını sermaye-i maaş ve medarı esbab-ı intiaş kılıp 1048 de Sultan Murat Han feth-i Bağdad'a revane oldukta azimet-i sabıka üzre seferden kat'ı nazar olunup şugul özriyle kalınmış idi. Ol zamanda fazlü ihata ile meşhur Areç Mustafa Efendi kazadan fariğ olup tarikı tedrise heves etmekle ders demeğe başlamış idi, Tefsir-i Beydavî evvelinden dersini isti- maa hazır olup makulât ve menkulâtta sair gördü- ğüm ve dsrslerine hazır olduğum ulemadan ziyade kesreti malûmat ve ihata sahibi bulup merhumu üstat itthaz ettim; anlar dahi fakiri sair talebe gibi görmeyip kemal-i teveccüh üzere idi, Arada üns ve ülfet hasıl olup nice yıllar istifade ve sohbet olun- muş idi. 1049 da Ayasofya dersiâmı Kürt Abdullah . Efendi ve 1050 de Süleymaniye dersiâmı Keçi Meh- med Efendi merhum dersleri istima olundu. Ab- dullah Efendi ulum i akliye ve nakliyede ehil idi. Mehmed Efendi arabide tetkik ve tahkik sahibi olup makulâta uğradıkça : Bizim bildüğümüz değil, bilür varsa söylesün .. deyu insaf eder idi. Kadızade gibi bilmedüğünü zem ve reddetmez idi. 1050 de Sühranî Ahmed Haydar şakirdi Veli Efendi gelüp mantık, maani ve beyan fenni anunla müzakere olun- du. 1051 de kütüb i tevarihin yazdığı 150 kadar devlet mülükü, Fezleke nam bir defterde telhis olu- nup Şeyhülislam merhum Yahya Efendi bir nüsha- sını tarafı saltanata irsal için beyaz eyleyin dedi. Takayyut olunmadı. 1052 de vaiz Veli Efendi mer- humdan ittisal-i senet maslahatı için Nuhba ve Alfiya dersine suru olunup iki senede usul-i hadis fenni tamam görüldü. Merhum-ı mezbur dahi Mısır'da Şeyh İbrahim Lâkkanî merhumdan ahzetmiş idi. Anların senedi ile Hazreti Resulü Ekrem Salallahü aleyhi ve- selleme bu fakirin senedi muttasıl oldu. Bu esnada Şeyhzade ile Tefsir-i Kadı memzuc Sadr-üş-şerianın Kara Kemal'i tarzında yazılmağla başlanduğunda günde birer sahife yazulur idi. 1053 ve 1054 sene- leri dahi derslere müdavemet ve şügulle geçti. On sene kadar zaman gece ve gündüz iştigal edüp bihad kütüp görmek ve ekser fünunu tetebbu etmek müyesser oldu. Gâhi bir kitap görmeğe şevk dü- şüp gurub-ı şemsten tulûa dek şem'a yanardı. Keral ve melâl gelmezdi. On seneye karip zamanda ta- lebe gelup istifade eder oldular. Evvelâ mukadde- mat-ı fünun derslerin okudular. Merhum Yahya Efen- di: Ders der misiz ve haşiye mutelaa eder misiz .... der idi. Fakir dahi: Ders okurlar, lâkin haşiye iltizamı nadir olur der idim. Zira adâb-ı fakir, her kesrete canib-i vahdetten duhul ve ihata-i külliyat ile zapt-ı usul idi. Cüz'iyatla takayyut ve cerbeze semtine iltifat tazyi-i evkat olmak üzere karar verilmiş idi. Yek fenle kanaate uluvv-i himmet rıza vermedi. 1055 te Girit seferi zuhur eyledi. Ol takrip küre-i zemin ve derya ve kara rüsumuna selefte olan meyl-i tabiî hasebiyle ikbal olunup hartı resmi nice olur ve ol vadide yazılıp çizilen resâil nedir bittamam gö- rüldü. Bu esnada sülük olunan tarik muktazasınca mukabele baş halifesiyle niza vâki olup selefte: Yirmi sene hizmetle halifeliğe nevbet ola gelmiştir. Bihaseb-it-tarik bize nevbet yok mudur denildikte kayd-ı hayat davasına yapışıcak fi emanillâh deyu uzlet semtine gidilmiş idi. Bu husus tahsile muvafık düşüp şūgul canibia teyit eyledi. Üç sene kadar zaman uzlet ve inzivada tahrir ve ifadeye meşgul olup bu zamana gelince Âreç Efendi merhumdan usulde nısfına dek Şerh-i Azud ve Şerh-i Eşkal-i t'asis ve Şerh-i Çağmiynî ve Aruzu Endülüsî okuyup Zeyci Uluğ Bey'den düstur-ı takvim istihracını görüp sabıka tefsirde Tavzih ve الاحد الأكفاء الماء فلا كل خطالمه مدى النحيل إلىاسط مع تحب الخال والشراء بالغ في اشتهار عبارة والاقتصار على التارت اروع جز الأشعة مع المتون وإيزا منة مع • اخلا يبرد مرتا كالمون والى الشعر قامبده فاومن كرات اجرا . بورد ماليى فيماق فا السينما ٧٥٠- وافرات ف عرسان سمع الفاضل الحيلوبي على أنواتم ٧ صدمة الطبي لم تزر عليه سوى الفحم اختلاط الموجود بالمنشكر دراشوع الازى فلن غرام وتقدره حر : البيانة مصماء محمد مر أحمد يغها منصور الكا فوره إزداد الشاى واح زانها الاحت القديم الذحلى القاهرة فى إسرائها بعض كوك ويل على مجرد الجور من العلوم الوالد في لإر ساء ومع المنتُره مرتبس وص الولات الشمع الاحاديث والوة سرع الحمق الـ الشهاب الذى توسف أحلى المشهور السمين والرأن إبراهيم". بن محمد السفاقسي في إعرابها ولخص الشر ج الدخامس يمكنوم. من فئات شيخ الحياة فى تأليف مفرو شاه الدر المقبطا س البحر المحيط ولو فى ومقا وممن كتب عليه حائة العلامة الدرب قطبهالدى محمودوسعود الشيراذى في مجلدين لطيفسن ذووسل و العلامة محر الدن أحمدبن تحسن الخارتروي نوع محدد والعلاية تشرف الدي حسن بن محمد الطبى وبى أجل موائد في سين الحكي يدور العلامة الم الذاتية 20 فتحات أقول ماها فنوخ الغنية بال عبشوكية؟ محمد بن محمود البا برى واستمن المجلدا على الف خمة والشطة من البقرة. كمولاادري /وام ٧ IN حب الوحى الريف و ou زعتر الـ الاسلام موقع الدين عمرين وسؤاله البلقيني وبى اسلوب غراماليه بدرجة المذكوري وانا ذكر منها السير اقول وبهاء عب مجلات نام الكهف على الكاف لايش وتوم عد والشخ ولي الدل الوزرة احمد من الحافظ الكبير عبد الرحيم العراج 2 مجلدين لخّه عنهالكلام إلى والعجز الواح والوحياه وتجربة الحلبى والتنافسي مع زاده .. جزع العادية انهي كلام السيوطي مع حذف والحافز اقول وتوج+ الأزرق نشك ومن كتب أيضا عمرهما ذكره السيوطى الالم العلم عمره عبدالحى الفارسى الغزوى فى مجلد ماء الكشف ومية والعلامة عاد الربيع كتها في ماسم الحقوى المعروف بالفاضل اليمني! في مجلدن من مؤثرة الى ميد الخشعلى مواشى الت في الوزن ٠٥) والشر بعن الدي على ى حمد الشاحر ورة الروبى الشهير بجنوبها؟ فرع عنه شد وموالمششمة والعلماء قطب الدين محمدبن محمد المقافي القرى وفي ا وحرالد وخضرى عمر العطوف موي حلا ويوسفالة محسن البرزى موح شة وشرح خطبة السيح الامام محمد الدهن الوطا هر محمد يعقوب الفروزا بادى الجراذى نوع مالكه وعلق على اداء سيح الاسلام سنى الدنى أحمد بن محمد العروى المعروف بالقيد التفيا ء الى سيء لمع إلى أواسط سورة البقرة ونوع معنا والحول السعودي في العمادي على سورة الفي حين قرى علي ٤ شهر الكفار الا في مشمشة والمول منع الدي مقعر المفتى على وإلى وبر ج لكنا ومى على على بعض مواقعهابعنا المولى إلى الدين ايميل القراءةفى المع وى بؤرة كان من علماء الدولة البانيه والغلاء عددالا فرادا تمس الدين أحمدبن سليمان المعروف أى طلوبات المفتى قوي نكهة • الذى ذو الحول مهدي الشيرازي موسم شكله والا المختر فكثير من الشيخ مقدس على الانصارى اذال عنه الاعتزال وبوي مشة والخل وية نكهة - الـ محمد مسعود التالى الشيخار الخص ومسماء تقرب التفسير والمولى عبد الاول محبى الخطوة الثانية جمد عند الـ النزيل القاضي العلامة أمرالدين عند ابنمع مر البيضا وى الحقد والفا وادالّ من الأخذالموقرة واستدرك واشتهر أختها والشروع وسط النهار تعكف على الماكفون كما سبق ذكره والالف وكانت وقار معلمة أمرمـ المرمى مع أحاديثه العام الحدث كان الموعد الذهن مع الرئيس الشيخ بري سكوو وتفى كتان المحا فط البير شاب الذى أبو الفضل أحمدلا اى جميع كتب عاه الافالكا فى فكر تهادت الكاف مجته واستدرك على في مجلد آخر موم علي وجمع بينرجالبلس) بوست وصنف أمر على على خليل السكون الموي في السعر على الكبرى في العام والدى دمرهابالإيهاب - عالم وزة السبكى وعلى الكفء فراشة الامم ابو الحسن أحدث فان الاروى الشهيرأبن اليها وزمائى حية الفاضل المن . التى وال لحاف القلوب تعا الدى على الأموية"6 1026 كشف الأيام لدفع إلا وباع للعلامه له الدى فىد بعثمن التوحا عادى Kâtib Çelebi'nin el yazısı ile Kaşf al - Zunün'un müsveddesi ( İstanbul, Fatih Millet Kütüp. Carullah Veliüddin kütüp. nr. 1619) Off الب فـ 197 3 وأخرى الطى :٢ واكثر الايام ابو حيان فى جره من مناقشته فى الاجراب وفا ومكر بعد تيان أحمد مواكبة أعلى منه خال الاختيارية وموان فى العالى التولي مآكلة ر كاب معى وممؤسسى الجهد المإعمار فى النـ VOUS الأثر ية بشهذه والعلامة سعد الدومين الحاكم العفنز الي وبي ملحقة من حاسية الطبي مع فاقة في الجبارة ولم يمها اقول وصلى فيه الى سورة الفتح وفرع قه باشا يوالولاية السيد الشريف على فى محمد الحرب فى ولا أدرى الى اين وصلى أقول وقف في اواسط سورة البقرة الوري الي ونيخ M لوجوه الخلطة ان يظى بالحافوق غايت كما يظن بالطب إذ يرى جميع الاهاشم وليس كذلك فإن من الأر الجلـ ومنها أن يظن بالعلم فوق فربـ كمايظن الغضر إذاشراف العلوم وليس كذلك فان على التوحيد الخراف قطعا ومنها ان يحصد بالعلمفز فاته كمن تعلم على المال أو الجاه فالحتوميه الغرض، فها الكتاب إلى الاطلاع؟ وتهذيب الأخلاق على أنه تعلم على من للاحتراف ميات عالماً اناجاء تشبيها بالعلماء ولقد حو شف على، أوراء القهر بهذا الامر ونطقوا ب لما بلغهم بناء المدارس بغداد أقاموا ما تم العلم وتالو كان على بأرباب المهم العلمية والا نفس الذكية الذين يقصد وان العلم شرف والمال فيانون على ختفع بهم وامعلمهم وإذا صار عليه أجرة تداني الله الأخطاء وارا الكسل فيكون سببالارتفاع وفرصهنا مهمجرت حكوم الحكمة وان كانت شريفة. لذاتها ومنها أن يمتهن العلم ابتذاله الى غرال كارتفوع فى علم الطب فانكان فى الزمن القديم حكمة مورادة عن النبوة فصار مهان لما تحاطاه اليهود فىولافون جبل رول العلميهم والح قول اف الطول ان الفضيلة ستمي في النفس الروت رؤيا كما يستحيل الغذاء الصالح فى البدن السّقيم إلى الغاء وفى هذا القبيل الحال فى على" أحكام اننجوم فانلم يكن يتعاط وآناجى . للمكوك وتخوسم أفرول حتى صار هاطام غالبا التجابل بوج الأذن ومنها أرضية العلم عزيز المنال ،فع المرح فلما يتحصل غابة ويتعاطاه منليس فىاله لينال تموه غرضنا كما اتفق فى علوم الكهبا والسيميا والنحر و الطلبيات لتجيب ممن يقبل دعوى من يدعى علامة ٠٠ فات الخطرة قامـ م بلقاعود لابوارذه الـ ومؤازم فاعل متحالم لجهله أماه كان كما قيل المرء عدو من جهل شبا المره وعا دارة لماجها أوزم عالم مسبوقة الالحب Kâtib Çelebi 'nin el yazısı ile Kaşf al- Zunun 'dan bir sahife ( Topkapı Sarayı Müzesi, Revan köşkü, nr. 2059 ) -- 1 ٤٧٠ سع باب }ےہ سماء المختار فى ذكر الخطط والآثار فدثر اكثرها فى سنى الشدة المستنصرية من سنة ٥٧ سبع وخمسين الى سنة ٦٤ أربع وستين من الغلاء والوباء ثم كتب تلميذ ابو عبد الله محمدبن بركات المحتوى المتوفى سنة ٥٢٠ عشرين وخسمائة عن مائة سنة وثلاثة أشهر كتب الشريف محمد بن اسماعيل الجوانى المتوفى سنة وسماه النقط لمحجم ما الشكل من الخطط تم كتب القاضى تاج الدين محمدبن عبد الوهاب بن المتوح المتوفى سنة وسماء اتعاظ التأمل وابفاظ المنغفل فبين أحوال مصر الى حدود سنة ٧٢٥ خس وعشرين وسبعمائة وقد دثر بعده معظم ماذكره ثم كتب القاضى محي الدين عبد الله بن عبد الظاهر ابن نشوان المتوفى سنة ٢٩٢ اثنين وتسعير وماشين وسماء الروضة البهية الزاهرة والخطط العزبة القاهرة ثم صنف الشيخ تقي الدين احمد ابن عبد القادر المقريزى المتوفى سنة ٨٤٥ خس واربعين وثمانمائة كتابا مفيدا وسماء المواعظ والاعتبار بذكر الخطط والآثار احمن فيه واجاد وهو المشهور المتداول الآن ولهذا الكتاب ترجمة بالتركية عملها بعض العلماء الاميز إبراهيم الدفترى سنة ٩٦٩ تسع وستين وتسعمائة ﴿خطف البارق وقذف المارق)ـ للفقيه الامام ذى الوزارتين أبى عبدالله محمد بن مسعود بن ابى الخصال الغافقي المقتول شهيدا سنة ٥٤٠ اربعين وخمائة ردفيه على بن عربية فى رسالته فى تفضيل النجم على العرب ﴿ علم الخفاء﴾ وهو علم تعرف منه كيفية اخفاء الشخص نفسه عن الحاضرين بحيث يراهم ولا يرونه ذكره أبو الخير من فروع علم السهر وقال وله دعوات وعزائم الا ان الغالب على ظن ان ذلك لايمكن الا بالولاية بطريق خرق العادة لا بمباشرة اسباب يترتب عليها ذلك عادة وكثيرا ما نسمع هذا لكن لم زمن فعله الا ان خوارق العادات لا تنكر سيمها من اولياء هذه الامة انتهى اقول كونه علم من جهة تفرعه على المنحر لا من جهة الكرامة فلا وجد لغلبة ظنه فى عدم اكاه اذهو بطريق السحر ممكن لاشبهة في بل بطريق الدعوة والعزائم ايضا كمايدعيه اهله وعدم الرؤية لايدل على عدم الوقوع ﴿ خفى علائى فى الطب فارسى مجلد لزين الدين اسماعيل بن حسين الجرجانى المتوفى سنة ٥٣٠ ثلاثين وخسمائة الفه لعلاء الدين الب أرسلان محمد ﴿ الخفية الشمسية رسالة فى تيسير المآرب وتسخير المطالب أولها الحمد للهرب العالمين الخ ويقال لها خافية ايضا ﴿خلاصة المفتى فى الفروع] السيد الامام ناصر الدين أبى القاسم بن يوسف السمر قندى الحنفى ﴿ خلاصة الاحكام فى مهمات الستين وقواعد الاسلام ) للامام محي الدين يحي بن شرف النووى الشافعى ﴿ خلاصة الاخبار فى احوال التى المختار صلى الله تعالى عليه وسلم مختصر الشيخ محمود افندى الاسكدارى المتوفى سنة ١٠٣٨ ثمان وثلاثين والف اوله الحمد لله الذى علم الانسان مالم يعلم الخ رتب على خمسة أبواب الاول فى خلق القلم الثانى فى خلق آدم الثالث فى شأن نبينا عليه الصلاة والسلام الرابع فى العلم والمعرفة الخامس فى التسبيح والذكر والدماء س التس وتنايج هل الهم على إيدرسفى المقال الترجمة مدهذا البيت مجلس المك صفات محال كاسترد هرزهر علامة İsmait Saib Sencer 'in el yazısı ve imzası ( Kendisi tarafından ilâveli nushadan alınmıştır.) خلاصة الأول والطاقة مواضع مواعظ صحه المار منظومة تركية وزجيع بد ين بى، فلاحة حوال أحد عمر صيفاً وكا إعطاقف حقيقة KÂTİB ÇELEBİ'NİN İLMİ ŞAHSİYETİ Hiç şüphe yoktur ki, Kātib Çelebi, bizde mu- hitini tenvir edebilecek kadar yükselmiş olan zat- lardan biridir. Avrupa'nın faikiyetini ilk defa gören ve asrının mahbus kaldığı hududu şarkta ilk defa aşan bir zat olmakla da içimizde kendisi, birinci şahsiyet olmak üzere, kayit ve tespit edilmek lazımdır. Naima gibi mümtaz bir müverrih, bunun Dustur al-‘amal 'inden müstefit olduğunu ve bu risalenin muhtevi bulunduğu fevaidi tarihinin dibacesine ta- mamiyle dercettiğini söyliyor (c. 2, s. 282/283) ve kendisini hakkıyle «Ukalâyı küttâptan» olmak üzere, tavsif ediyor. Müverrih Raşit te kendisine: «Nuhbei vakayi- nüvisanı Rum» unvanını veriyor (Tarih-i Raşid, c. 2, s. 132). Muasını olan bir alim de al - Sayyid al-Huseyn al-'Abbasi al-Nabhani al - Halabi kendisi hakkında, gayri matbu olan al-Tazkar al-Cami" l'il-Aşār[1] ının mukaddimesinde: Ahd Afazil al-'Ayan « taayyün etmiş en büyük fazıllardan biri » tavsifini kullanıyor. Kendisinin tarihî, siyasî, ilmî ihatası ve akl-ū zekası hükûmetçe de takdir edilmiş idi. Devlet işle- rinde zuhur eden müşkilâtta müşavereye davet edi- liyor ve reyi soruluyor idi ( Fezleke, c. 2, s. 297; 1057 vukuatı). Şeyhülislâm Abdurrahim Efendi'nin de, «Teva- rihe müteallik umurda » kendisinden istifade ettiğini, Çelebi'nin kendi ifadesinden öğreniyoruz. Bu fâzıl müderris bir taraftan faideli ve tenvir edici eserler yazıyor, bir taraftan da ders okutuyordu. Fakat, tedrislerinde diğer müderrisler gibi şerhler, haşiye- ler vesaire lüzumsuz kal - ü kıyl'ler ile talebenin zihnini dağıtmak ve zekâyı faidesiz yere yormak yolunu takip etmiyordu. Bu "gayri resmî müderris, berrak zekâsı ile tedrise en güzel yolu bulmuştu. Kendisinin hal tercümesinde görüldüğü vecihle Yahya Efendi'nin « Ders der misiz ?... haşiyeler mūtalea eder misiniz ...? diye sorması üzerine «Ders okurlar ... haşıye iltizamı nâdir olur. Zira âdâbı fakir, her kesrete canib-i vahdetten duhul ve ihata-i kül- liyat ile zapt-ı usûldür. Cüz'iyat ile takayyüt tazyi-i evkat olmak üzere karar verilmişti.» suretiyle cevap vermişti ki tamamiyle Aristo gibi, bu müderris [1] Bu eser İstanbul'da Yenicami kütüphanesindedir. Sayı 815 Déduction ( limmt ) usûl takip ediyor ve ilmi esas- tan kavrıyor ve kavratıyordu. Kâtib Çelebi, hem âlim ve hem âkıl bir zat idi. Pek çok âlimler vardır ki, akılları, ilimleri nis- betinde olmadığından, kendilerinden istifade edile- memiş ve bunlar cemiyete müfit olmamışlardır. Bun- ların içinde, akıllarının kıtlığı cihetinden, ilimlerin- den menfaat yerine mazarrat hasıl olanlar bile vardır. Kâtib Çelebi fezleke'sinin 1000 tarihi vukuatı sırarsında : «Ukul-i kasira eshabından bir gürûh, zu'metti ki elf-i kâmilden evvel kıyamet kopa. Yahut elfi geçerse de tefavüt-i kameriye olan otuzu tecavüz etmiye. Ve bu bapta bazı mukaddemat-ı vahiye belki kazibeye temessük ettiler. Devr-i kamerin müddeti tamam olmak gibi ... Ve Peygamber Aley- hisselâm kabrinde bin yıl meksetmez deyu rivâyet olunan hadisi mevzu gibi ve bu hüküm kavald-i şer'iyyeye ve hikemiyeye muhalif iken nice kim- seler tegafül edip kitaplarına yazdılar ve kizb-i sarih idüği zâhir oldu» diyor ki buradan da kendisinin ilmi nisbetinde aklı da bulunduğu görülmektedir. Fakat şunu da itiraf etmek mecburiyetindeyiz ki, bu mümtaz zekā, birçok noktalarda muhitine faikiyetini Fransa rahiplerinden islâma gelen Şeyh Mehmed İhlasi'ye medyundur. Avrupa'nın o zamann en mükemmel coğrafya kitaplarından olan Hollanda'lı meşhur Gerardus Mercator'un Atlas Minor'unu bu Mehmed İhlasî latinceden tercüme ediyor, kendisi yalnız bu ter- cümeyi dilimizin şivesine tevfik eyliyordu. Cihannuma'sını da yazarken bu zatın malûma- tından müstefit olmuştur. Meşhur seyyah Macellân'ın ismini Mogilân şeklinde lâtince telaffuzu ile kaydet- mesi Şeyh Mehmed İhlasi'den istifade ettiğinin bariz delildir [1]. Tarihî malûmatımızda, Avrupa hüküm- darları hakkındaki noksanımızı telafi etmek için bir de (Frengî Tarihi) tercümesini - yine Şeh Mehmed İhlâsi'ye medyun olarak - vücude getirmiştir ki [1] Bu mühim eserin, Rumeli vilâyetlerine ve İstanbul'a dair verdiği malîmat, ayrıca yazma bir nüshadadır. Cihanname 'nın bu kısmının dahi bastırılması, ilme büyük bir hizmet olacağı Kanaatindeyiz. 15 Mukaddime 16 veçhile saray kâtip ve tercümanlarından Paris Kol- leji arapça hocası Pétis de Croix tarafından fran- sızcaya tercüme edilmiş ve bu tercüme (14 eylül 1698) 28 safer 1115 te hitam bulmuştur. Bununla beraber, hemen hemen aynı zamanda Mısır'da basılmış olan nüshadan her halde daha çok sihhatlidir. İstanbul tab'ı ise tamamiyle Mısır basmasından kopye edilmiştir .. Biz, bu tab'ımızda Fluegel tab'ındaki yanlışlık- lardan kendisinin bilahara tashih edemiyerek yanlış bırakmış olduğu noktalara, sayfa altlarında, Fluegel tab'ının cilt ve sahife ve satır numaralarını göstere- rek işaret eyledik. Kātib Çelebi keşf-el-zünun'unu arapça yazmış- tır. Çünkü mevzuubahsi olan kitap isimlerinin yüzde doksan beşi .arapça olduğu gibi bu kitapların tayin ve tarifleri için başlarından aynen irat olunan cüm- lelerin de yüzde doksan beşi arapça olduğundan bu eserin bu lisanla yazılmasına - mevzu kendisini sevketmiştir. Müelliflerin hal tercümelerini bildiren ve bunun da yüzde doksan beşi arapça membalar- dan alınmış olan Sullam al-vusul ilā tabakat al-Fuhal unu da arapça yazması aynı sebebe mebni olmakla beraber o zamanlarda arapçanın ilim lisanı olması da bu hususta müessir olmuştur. Maamafih Kâtib Çelebi türkçe yazmış olduğu bir çok güzel eserleriyle lisa- nımızın kıymetini takdir etmiş ve etrafını tenvir etmek için bu lisanı kullanmanın zaruri olduğunu unutmamıştır. Fakat; şunu söylemeğe mecburuz ki bu zatın arapçasında arap gramerinin herkesçe bilinmėsi zaruri olan ilk kaidelerine bile muhalefetler vardır. Sıfatlarla mevsuflar arasındaki mutabakat şart- larını bilmiyor gibi görünüyor. Kendisi bunları ken- di el yazısıiyle tespit etmiş olduğundan bu hatala- rına kat't surette hūkmolunabilir. Biz bu misalleri verebiliriz. Beyaz etmiş olduğu kısım Varak Yanlış Doğru Bu türlü mutabakat hataları pek çoktur. 95-A علم الالمى العلم الآلمى 100-A لمذهب الصحيح المذهب الصحيح 141 -A الفيض المنان فيض المنال 143- A جزيرة الخضراء الجزيرة الخضراء 147-A 99 -B الائمة الامصار انباء المبينة الانباء المبينة أئمة الأمصار Bunlardan başka tekrarları ve bir kitap hakkın- da verilecek malumatı diğer bir kitaba mal ettiği ve arapça olan bir eseri türkçe olarak kaydettiği ve saire vardır. Adet isimlerinin hususi kaidelerinde dahi nabve muhalefetleri vardır. 126 - B ثلاثة نسخ ثلاث نسخ 105-A مائة فنون مائة فن 267 -A اقلهم Müsveddeden - 94-B نير م (M. Ş. Y.) 19 Mukaddime 14 ki bu zeylin vücude getirilmesine sevgili ve kıy- metdar Maarif Vekilimiz Bay Hasan-Ali Yücel en büyük amil ve müessir olmuşlardır. Bütün bunlarla beraber, Jandarma Dairesi İkinci Şube Müdürlüğünden mütekait iken 1339 (1920) de vefat eden Bağdatlı İsmail Paşa merhu- mun on binden ziyade muellif ve muellefat isimle- rini havi İzāh al - Maknun fi al - zayl 'alā' kaşf al - Zunün an Asmā' al - kuțub-i va' 1.Funün namiyle otuz yıl çalışarak yazmış olduğu zeyil vardır ki kıymetli ve ehemmiyetli olan bu eser de bugün elimizdedir. kaşf al-Zunün sahibi Kâtib Çelebi'nin kaşf al-Zunün'da isimleri geçen eserlerin müessirlerini ihtiva etmek üzere yazmış olduğu Sallam al - Vusul ilā Tabaķāt al - Fuļūlu gibi, İsmail Paşa da kendi zeylinde geçen müellifleri de muhtevi olmak üzere zeyline vermiş olduğu emekteń daha az bir emekle vücude getirmiş olduğu şüphesiz olan : Hadiyaal - 'Arifin fi Asma' - i muellifin va - Asär al - Muşannıfin namında bir eser yazmış ve bu eserinde bazı hal tercümeleri sonunda mehaz tasrih etmiştir. Bu iki mühim eserin bastırılması için Paşa merhumun hayatında, matbuat lisaniyle hükûmetten temenniler vuku bulmuş idise de [1] müellif bu saadete ermeden vefat etmiş idi. Bilâhare merhu- mun varisleri tarafından bu iki eserin hükûmete satılması ve bastırılması teşebbüsü de akim kalmış idi. Uzun bir zaman sonra bu kitapların hükûmet tarafından alınması ve bastırılması için teşebbüs- ten geri kalmıyan bazı maarifperver zatların hima- yeleriyle Maarif Vekillerimizden Bay Âbidin Özmen tarafından bunların alınması kararı verildi. Bu karar dahi bazı malî sebeplerden dolayı fiil sahasına çıkamadı. Varisler, maddî bir ihtiyaç karşısında bulunduklarından babalarının bu eserlerinin birinci cildlerini, istikrazlarına mukabil sahaf Bay Raif Yelkencioğlu'na rehin olarak tevdi etmişlerdi. Muhterem Bay Saffet Arıkan. zamanında bu iki kitabın aılnması Maarif Vekaletince tekrar karar altına alınmış idise de kitaplar Mısırlı bir kitapçıya satılmış ve Mısır'a götürülmüş ve hattâ bu kitapçı tarafından İzāh al Maknün basılmağa başlanılmıştı. Kitapçı Bay Raif Yelkencioğlu bu kitapların tekrar buraya gelmesi için. her türlü fedakârlığı göze aldır- mış ve Mısırlı tabiden bunları kurtarmağa muvaffak olmuştu. Bu suretle kurtarılan kitaplar sevgili ve kıymetli Vekilimiz Hasan-Âli Yücel tarafından alına- rak nihayet millî kütüphanemize maledilmiş oldu. Kaşf al-Zunün muellif yazısı üzerinden bu birinci cildini bugün ilim sahasına çıkarıyoruz ki bunun mukaddimesinin basılmasına kadar ben ve arkadaşım Kilisli Muallim Rifat, merhum üstadımız [1] Yeni Tasviriefkâr, sayı : 24, 25, haziran, 1909. İsmail Saip Sencer'in irşatlarına mazhar olmuş idik. Bunda Kâtib Çelebi'nin yazısında olmayan ilâve- leri aşağıda gösterilecek olan muhtelif işaretleriyle asıldan ayırdık ve yukarıda Carullah Veliyüddin Efendi ve Halepli al - Sayyid al - Husayni al- Nabhani'nin yazılarında görüldüğü vechile müellifin müsveddesinin içinden çıkamamış olan zatlar aynı zamanda müellifin melin haricinde yazdığı haşiye ve nakilleri tamamiyle bırakmışlardı ki biz, bu tab'ımıza bunları da aldık. Bu haşiyeler Fluegel 'baskısında dahi yoktur. Elimizde bulunan zeyilleri sırasiyle ba- sacağız. Kaşf al-Zunun ilk defa 1835 - 1858 yılları ara- sında G. Fluegel tarafından Leipzig'te sahifenin. üst tarafı arapça melin ve alt tarafı lâtince ter- cümesiyle gayet nefis surette basılmıştır. Bu zat, yaz- mış olduğu lâtince mukaddimede, görmüş olduğu- nu söylediği muhtelif nüshalar arasında Şark Aka- demi " kütüphanesinde ( sayı 352 ), mūellifin mūs- veddesi görülmekle beraber 400 den ziyade taba- kat ve tarih kitaplarına müracaatle muellif Kâtib Çelebi'nin boş bıraktığı veya yanlış yazdığı müellif- lerin doğum ve ölüm tarihlerinin tashihlerini havi olan ve Katib Çelebi'den evvel ve sonra te'lif edilmiş bir takım eserler ilâve edilmiş bulunan 1170=1756 da yazılmış bir nüshadan istifade etmiş olduğunu zikr- ediyorsa da bizim bu baskımızda Fluegel'in baskı- sından çıkarmış olduğumuz bir çok yanlışlar göre- cek zatlar bu Akademi nüshasının da muhtelif yanlış ları olduğuna hükmedeceklerdir. Şunu da ilâve edelim ki muellif hattında olmayan ilaveleri Fluegel kavis içine almış olduğunu söyliyor. Halbuki, kavis içinde olan ibarelerden müellifin müsveddesinde olanlar olduğu gibi kavis dışında olanlardan dahi müellifin olmayanları olduğundan, müellifin müsvedde- sinden tashih edilmiş ilâveleri muhtevi akademi nūs- hasının itimada şayan olmadığı veya kendisinin bu nüshadan hakkiyle istifade edemediği anlaşılır. Yedi cilt teşkil eden bu metin ve tercümenin altıncı cildinin sonunda yukarıda zikrolunan Hanifzade'nin Asar-i nevi de tabolunmuştur. Yedinci ve sonuncu cilt, Mısır'ın Ezher medre- sesi ve Ebuzzeheb Mehmed Bey ve sair medrese- lerdeki kütüphanelerin fihristlerini, Rados kütüp- hanesi, İstanbul kütüphanelerinden Fatih, Süleyma- niye, Kılıcali, Köprülü, Şehit Ali Paşa, Damat İbrahim Paşa, Yenicami, Atıf, Ayasofya, Nuruos- maniye, Koca Ragıp Paşa, Lâleli vesair kütüpha- nelerin ve Halep ve Şam kütüphanelerinin fihrist- lerini ihtiva etmektedir. Şark ilim hazinesinin anahtarı olan Kaşf al-Zu- nun Fluegel tarafından latinceye tercüme olunmuş olduğu gibi bu zatın tercüme ve tab'ının başına yazmış olduğu lâtince mukaddimeden anlaşıldığı 11 Mukaddime 12 varakaya kadar devam eder ve bu varakada biter. Bu müsveddenin hemen hemen bütün sayfalarındaki satırların arasına ve sayfa kenarlarına Kâtib Çelebi sonradan ilâveler yapmış ve sayfanın darlığından yazmak istediği bu ilâveleri sığdırmak için yalnız kendisinin okuyabileceği surette içinden çıkılmaz karışıklıklar ve çıkıntılar vücude getirmiştir. Burada Kâtib Çelebi'nin bu beyaz ve müsved- desinden birer sayfa görülmektedir. Şunu da arz ve ilâve etmeliyimdir ki bu mūs- veddenin 115 inci varakasındaki ilm - i fıkıh başlı- ğından sonra her hangi bir zamanda ve her ne suretle ise dört varaka sukut etmiş olmakla Kâtib Çelebi'nin bu varakalarda fıkıh ve fıkıh kitapları hakkında vermiş olduğu malûmat yerine Leipzig, Mısır ve İstanbul basmalarında Taşköprü-zade'nin Miftah al-Sa'ada'sında fıkıh hakkında söylemiş ol- duğu sözler aynen almarak eksik kapatılmıştır. Taliin bize bir lutfu olarak bu dort varaka - sekiz sahife - kıymetli Maarif Vekilimizin himme- tiyle alınmakta olan merhum ustadımız İsmail Saip Sencer'in kitapları arasında karşımıza çıktı. Bizim bu tab'ımızda onlar da yerlerine konulmuş ve bu suretle büyük bir zıya' telâfi edilmiştir. Yukarıda zikrolunan kütüphane sahibi Carullah Veliyüddin Efendi merhum kendisinin mâlik olduğu, Kâtib Çelebi'nin el yazısiyle olan bu müsveddenin ilk sahifesinin zahrında kendi yazısıyle arapça yaz- mış olduğu yazıda şu izahatı veriyor : „Bil ki Kaşf al- Zunun an Asami al- Kitāb va'l-funün adını taşıyan bu kitap benim üstadımın üstadı İstanbullu Kâtib Çelebi diye meşhur olan Hacı Halife'nindir. Kendisi bu kitabı tesvit ettikten sonra Dürus kelimesine kadar tebyiz etmiş ve 1067 de rahmet-i Rahmana intikal ettiğinden bu kelimeden aşağısı müsvedde halinde kalmış idi. Bu müsveddeyi altı zat (?) toplanıp tebyiz etmek için uğraştılarsa da tamamiyle muvaffak olamadılar. Müellif hattiyle olan müsvedde işte bu cilttir. Ben, müellifin yazısıyle Dürus maddesine kadar. olan beyazı da tamam bir cilt halinde İstanbul'da gördüm (yukarıda Revan kütüphanesinde olduğu söylenilen nüsha). Bu mūs- veddenin Dürus maddesinden yukarısı 1095 (1683)- ten sonra Halep'te vefat etmiş olan, bütün ilim ve fenlerde mutebahhir üstadımız Halepli Esseyid-El- Hüseyn-ül Abbasî-Ennebhanî tarafından lâfız cihe- tiyle ihtisar edilmek ve birçok kitap isimleri ilâve kılınmak suretiyle yeniden telif edilmiştir ki müellif hattiyle olan bu müsveddenin Dürus maddesine kadar yeni yazısıyle olan kısım üstadımız Esseyid- El-Hüseyn-ül Abbasî'nin eseridir." „Buna delil olmak üzere, /bļāc fi şarķ-i Dibāca al - Kamus maddesindeki: lil Fakir al - Husayni al-'Abbasi al-Nabhaani al-Halaki diye bu eserin müellifi kendisi olduğunu söylediği gösterilir. Bundan başka asıl Kaşf al-Zunün ile bunu karşılaştıranlar bunda Kaşf al-Zunün olmıyan kitap isimleri göre- ceklerdir ki bu da kitabın Kaşf al-Zunün olmadı- ğına ayrı bir delildir [1]." Kaşf al-Zunun'a zeyil yazanların birincisi 1092 (1681) de İstanbul'da vefat eden Vişne-zade Mehmed İzzetî Efendi'dir. Bu zatın zeylinin müsvedde halinde kaldığı söyleniyor. Bu zattan sonra Arabacılar şeyhi İbrahim Efendi (č.m. 1189 == 1775) ve 1217- 1802 de vefat eden Hanif- zade Ahmed Tahir Efendi birer zeyil yazmışlardır ki Hanif-zade'nin zeyli 506 kitap ismini havi olup Asar-ı Nev adını taşır. Muellif bunu, 1172 = 1758 de bitirmiştir. 1275 = 1858 de vefat eden Şeyhulislâm Ârif Hikmet Bey dahi bir zeyil vücude getirmişlerdir. Cim harfinde biten bu zeyil elimizdedir. Bu zeyillerden başka 1359=1940 martında vefat eden üstadımız, İstanbul'da kâin umumî kütüphane müdürü, dersiamlardan İsmail Saip Efendi merhu- mun, uzun müddet devam eden bu kütüphane mü- dürlüğü esnasında, kütüphanede bulunan, İstanbul basması bir Keşf al-Zunün nüshasının kenarına ilâve temiş olduğu kitap isimleri ve bunlar hakkında kayd- ettiği izahat tebyiz ettirilerek ve kendisiyle mukabele edilerek mumaileyhin son hayat yılında vücude getirilmiş olan kıymettar bir zeyli dahi elimizdedir [1] İstanbul'da Yenicami kutuphanesinde al-Tazkar al-Ca- mi' al-Asar (sayı 815) namında bir eser vardır. Bunun yanlış olarak muellifi kütüphane defterinde İbn al-Nedim olmak üzere gösterilmiştir. Bu eserin başında bu kitabın müellifinin şöyle bir mukaddemesi vardır : <Asrımızın efadıl-i ayanından biri olan ve Hacı Halife diye maruf bulunan zat Kasf al-Zanun an Asami al-Kitab va l'-fa- nun namını vermiş olduğu, tekrarlarla uzatılmış bir eser vücude getirmiş ve tebyizden evvel rahmet-i ilahiyyeye kavuşmuş idi. Her nekadar bazı fudala bunu tebyiz ettilerse de bunların bu beyazları da zafı telif ve usr-i tabirden hali olmamakla bu eserin ibaresini kolaylaştırmak ve lüzumsuz uzatmaları tayyetmek ve isimleri fevt- edilmiş olan kitapları buna zamm eylemek bu fakirin hatırına geldi. Bu zeminde yazılmış bir eserden gaye, ehl-i islâm tara- fından vucude getirilmiş olan muellefatı imkan dairesinde ihata ile bir araya toplamak olduğundan bu gayeye muteveccih olmi- yan maddeler sadet haricinde kalır. Bunun için zaitleri tayyile ehl-i islâm tarafından yazılmış olan eserlerin hepsini bir yere toplamıya çalıştım. Herhalde bu eserimin ihatasından hariç kalan kitaplar az olmalıdır. Bu ihatasından dolayı eserime Tazkar al- Cami' al-Aşar namını verdim.> Veliyyuddin Efendi'nin yazısında görüldüğü vechile Dürus maddesinden yukarıya doğru kitabın başına kadar olan kısmını yeniden yazmış olan zat, Halepli al-Sayid al-Husaynı al- 'Abbasi al-Nabhani idi. Yenicami kutuphanesinde bulunan ve muellifi yanlış gösterilmiş olan bu al-Tazkar ın muhtelif nokta. ları hususiyle mezkur /bļāc maddesi Kâtib Çelebi'nin müsvedde- sinin üst tarafındaki yeni yazı ile olan kısım ile karşılaştırılacak olursa bunların yekdiğeriyle tamamiyle tetabuk ettikleri görüle- coğinden Yenicami kütüphanesindeki bu al-Tazkar müellifinin Halepli al-Sayid al-Huseyni al-'Abbasi al-Nabhani olduğu mey- danır çıkacağı gibi Veliyyüddin Efendi'deki müsveddenin üst tarafının da al-Tazkār olduğu anlaşılır.